Son yolculuk 48

Açlığa dayanma sınırını aşalı çok olmuştu ve fare bile bana çok lezzetli geliyordu. Örümceklerin hepsini toplasam bile beni doyurmaya yetmeyecekti. Keşke fareyi biraz besleseydim öyle yerdim diye geçirdim içimden. Ancak fareyi yemek bile bana en fazla bir öğün yetebilirdi. Zaten çok keyifli bir yemek olacağını düşünmüyordum. Farenin içini çıkar, derisini yüz daha sonra biraz daha temiz olması için güzelce yıka. Onun kanlı etini pimemiş bir biçimde ye daha sonra. Midem kaldırmıyordu bunu.
Eğer başka bir çözüm bulamazsam örümcekleri ve fareyi yerdim ama bir süre sonra aynı noktaya geri dönerdim. Ben bunları düşünürken akşam yemeğim geldi. O kadar güzel kokuyordu ki kendimi zorla zapt edebiliyordum. Ya ilaçlı olması riskini göze alacaktım ya da orada açlıktan can verecektim. Ölmek için daha çok erken dedim kendi içimden. Bu esnada ise gölge beni sürekli takip ediyordu. Yapacağım en ufak bir hareketi sisteme bildirecekti. Bu yüzden çok dikkatli olmalıydım.

Düşünürken ki o esnada düşünmek çok yorucu bir uğraştı benim için aklıma bir fikir geldi. Ekmekleri yemeye devam edecektim ama ilaç etkisini azaltmak için onu suyla yıkayacaktım. Daha sonra suyunu akıtıp tekrar yıkayacaktım ve tekrar. Daha sonra sulu ekmeği yiyecektim. Hem su ekmeğin hacminin artmasını sağlayacaktı. Hala sağlıksız beslenecektim ama midemin ağrısını bu şekilde önleyebilirdim. Belki örümceği veya fareyi daha sonra yiyebilirdim.

Aynen planladığım gibi yapıp sulu ekmeği yedikten sonra yatağıma uzandım ve düşünmeye başladım. Tabi ki onu düşündüm başka neyi düşüneceğimi zannediyorsun ki? Onu tekrar gördüğümü düşündüm. Düşünürken onun yazdığı sayfaları tekrar ve tekrar kokladım. Onlar yanımda olmasaydı dayanamazdım burada ama onun varlığının hayali bile yaşamak için bir sebep veriyordu bana.Düşüncelerimin arasında yaşamanın anlamını sorgulamadım bile. Onun hayali varken kalan her şey anlamını kaybediyordu.

Düşüncelerimin arasında uykuya daldım. Yine aynı rüyanın içindeydim ve sistem onu benden uzaklaştırmaya çalışıyordu. Siyahlı adam ise karşımda duruyordu. Ben onu kurtarmak için harekete geçtiğim sırada kılıcını kınından çekti ve bana doğru bir savurma hamlesi yaptı. Hamlenin geleceğini bildiğim için hafifçe yana doğru çekildim ve kılıcı tenimi sıyırarak geçti. Önümde uzanan elini tuttum ve sert bir şekilde bileğine vurdum ve kılıcı yere düştü. Daha sonra iki elimle onu omuzlarından kavradım ve burnunun üstüne sert bir kafa attım.

Onu yenmek için bir fırsat geçmişti elime ve tekrardan üzerine atıldım. Planımda zaten sersemlemiş olduğu için onu yumruklarımla yere düşürmek vardı ve planladığım gibi yaptım. Sağ, sol yumruklarımı peş peşe indirdim yüzüne ve onu yere düşürdüm. Yere düşürdükten sonra ise üstüne çıkıp yumruk atmaya devam ettim. Kafasındaki siyah bezin altından kanlar sızıyordu ve bezin rengi artık değişmişti. O hareket etmeyi bıraktığı zaman onun peşinden koşmak için ayağa kalkıyordum ki sağ bacağıma bir şey saplandı. Aşağıya eğilip baktığım zaman elinde bir hançer tuttuğunu ve baldırıma sapladığını gördüm. Artık yürüyemiyordum ve o yine uzaklaşmıştı.

Yatağımdan fırlayarak uyandım. Onu her seferinde kaybetmek kadar acı verici başka bir şey olabilir mi diye düşündüm bu esnada. Her hücrem acıyor, her zerrem yanıyordu. Bir süre boyunca yatmaya devam ettim. En kısa zamanda buradan çıkmalıydım ama nasıl yapabileceğimi hala bilemiyordum ve bu bilinmezlik beni öldürüyordu. İnsanın ölürken yaşamaya devam etmesi de oldukça ilginç bir durumdu. Eskiler insan öldüm der durur ama yaşamaya devam eder diyorlardı ve onların deyimine göre ben yaşamaya devam ediyordum eğer yaşamı soluk alıp vermekten ibaret sanıyorsak.

Aradan biraz daha zaman geçtikten sonra tekrardan uykuya daldım. Tekrardan aynı yerdeydim ve sistem onu götürüyordu. Karşımda yine aynı siyahlı adam vardı. O uzaklaşırken siyahlı adam kılıcını bana doğru geniş bir biçimde salladı ve bende yana çekilerek karşılık verdim. Her şey aynıydı eğer ben koluna vurup silahını düşürseydim. Bunun yerine ense köküne sert bir darbe indirdim ve o yere doğru serildi. Daha sonra onun üstüne çıktım ve başını yere vurmaya başladım. Eskiden beyaz olan yer artık kırmızıya bulanmıştı. Daha sonra biraz uzanıp yerdeki kılıcını aldım kafa tasına sapladım. Kılıç önce kafa derisini parçaladı daha sonra kafa tası kemiğini kırıp yoluna devam etti. Bu yolculukta önce beynini ortadan ikiye böldü ve kafa tasının ön tarafta kalan kemiğini de parçalayarak dışarıya çıktı.

Kafa tasına sapladığım kılıcı çektikten sonra onun peşinden koşmaya başladım. Ben koştukça ona yakınlaşıyordum ama aramızdaki mesafe asla kapanmayacak gibiydi. Demek ki hala yapmam gereken şeyler vardı ve önce buradan çıkmam gerekiyordu. Tam  ona yakınlaştığım sırada uyandım ve o an nasıl kaçacağımı biliyordum.


Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook