Son yolculuk 51

Gelen silah sesleri giderek azalıyordu ki bu bizim güzel bir gelişmeydi ama hepimizde bir burukluk vardı. Üzgünden sonra dünyayı yakmak istiyordum aslında ben. Onu orada bırakmak şimdiye kadar yaptığım en zor şeydi. Önümüze çıkanı indirerek yola devam ediyorduk. Hüzünlü ise duvarın altındakilere yardım ediyordu. Güzel bir ekip olmuştuk aslında biz. Sadece buradan çıktıktan sonra birbirimizi bir daha göremeyecektik. Hep böyle olmaz mı aynı acılar etrafında buluşan insanlar acı ortadan kaybolduğu zaman ayrılmaz mıydı?

Ancak onlarla nasıl ayrılacağımı düşünmüyordum o an. Nasıl olsa ayrılıklara alışmış bir insandım. En azından "hayatta başarılar" dileyerek ayrılacaktık birbirimizden. Belki ayrılıkların en güzeliydi güzel ayrılmak. Hepsi sonuçta ayrılık diyebilirsin ama geride bir şey bırakmadan ayrılmak daha güzel olur bence. Eksilmeden ayrıldığını düşün mesela. Tabi bu noktada onlarla paylaştığım şeylerin azlığından bunu söylediğimi düşünebilirsin bir noktaya kadar haklısın ancak geçen kısa zamanda onlarla çok şey yaşadık. Aynı hayali paylaştık hepimiz ve bundan daha büyük ne olabilirdi ki?

Biraz daha ilerlediğimizde iki tane siyahlı adamla karşılaştık. Ellerini havaya kaldırıp teslim olduklarını gösteriyorlardı. Benim için şaşırtıcı bir durumdu bu. Bir diğer taraftan onlara güvenemeyeceğimi biliyordum. Onların hayatını bağışlarsam bizi sırtımızdan vurabilirlerdi veya daha kötüsünü bile yapabilirlerdi. Ben kendi içimde bu durumu düşünürken öfkeli silahını birisine doğru yöneltti.

Silahını siyahlının başına doğru yönlendirdiği sırada bir an için onlara doğru baktım ve "maskelerinizi çıkarın" dedim. Onların yüzünü görmek belki öfkeliyi durdurabilir diye düşündüm. Siyah maskeleri giydikleri sürece onların hepsi siyahlı adamdı bizim için ve hepsinden nefret ediyorduk. Özgürlüğümüzün karşısında engeldi onlar ve tüm engelleri ortadan kaldırmak gerekiyordu.

Siyahlı adamlar yüzlerindeki maskeleri çıkardı ve aramızdaki fark ortadan kalktı. Artık onlar siyahlı değil bir insandı. Öfkeli ise ateş etmeye hazır bir şekilde bekliyordu ki aradaki zamanın giderek azaldığını hissediyordum. "Bekle" dedim ona "teslim olan birisini öldürmek bize yakışmaz" diyerek ekledim daha sonra.

"Neden?" diyerek karşılık verdi bana sesi o kadar sertti ki onu durduramayacağımı düşündüm bir an için. "Neden bize bunları yapanları bağışlıyoruz?" Cevabını bilmediğim bir soru sormuştu bana ama sonuna kadar onun karşısında kalacaktım.

"Neden bize bunları yaptınız?" diye sorduğumda siyahlı adamlardan birisi cevap verdi bana, sesi korkudan titriyordu. "Emir kuluyuz biz. Bize ne söylenirse onu yaparız. Karşı çıkma imkanımız bile yoktur. Yaptıklarımızdan dolayı pişman mıyız evet ama bir diğer taraftan çok can aldık biz. Yaşamaya hakkımız bile yok belki de."

Öfkeliye dönüp baktım siyahlının sözleri onda bir değişiklik oluşturmuş mu diye baktım.Böyle bir durum için onunla karşı karşıya gelmek de istemiyordum açıkçası.Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. İçimde kalan insanlık zerresine tutunmalı mıydım yoksa insanlığı bir kenara bırakarak devam mı etmeliydim bilmiyordum. İnsanlık dediğimiz şey neydi ki aslında? Biz hep insan olmaya çalıştığımız için kaybetmemiş miydik?

Öfkeliye doğru dönüp "Sen karar ver" dedim. Kararı ona bırakarak üzerimdeki sorumluluğu bir parça atmış olacaktım ve onu karar ile karşı karşıya bırakarak düşünmesini sağlayacaktım. Hafifçe gülümsemeye çabaladı ama yüzünde çarpık bir gülümseme belirdi. "Bir eksik veya bir fazla bir şeyi değiştirmez" dedi bana. "Onların hepsini temizlememiz gerek bizim. Yoksa yine başımıza bela olurlar. Yıllardır buradayım ve onları o kadar iyi tanıyorum ki kurtulmamız mümkün değil."

Cümlesi bittiği zaman "Sen bilirsin" dedim. Karar ona aitti ve onları benden daha iyi tanıyordu. Önce silahını hafifçe omuzuna yasladı ve işaret parmağı kısa bir süre için hareket etti. Daha sonra silahının namlusunu hafifçe sola doğru çevirip tekrar ateş etti. O an iki siyahlı adamda yere devrildi ve şarjörlerini alarak devam ettik. Neden bu kararı verdiğini hiç sormadım ona çünkü haklı olduğunu biliyordum. Belki de her şeyini almışlardı ondan. Belki de onu yok etmişlerdi hayattan, bilemiyordum.

Biraz daha ilerlediğimizde diğer isyancılar ile karşılaştık. Onlardan birisi "temizlendi" dedi bana. Duvardan aşağıya doğru baktığımda aşağıdakilerin kutlama yaptığını gördüm. Kahkahalar atarak dans ediyorlardı. Duvarın üstünde de aynı durum söz konusuydu. Aşağıdakilerin yanına indik önce ve birbirimize sarıldık. Zaferin mutluluğu anlatılamazdı ki. Orada koskoca sistemi yenilgiye uğratmıştık ve eğlenme bizim en büyük hakkımızdı. Bir çoğumuz ilk kez mutlu oluyordu belli ki ki bu gruba bende dahildim.

Hepimiz vedalaşıp duvarların dışına çıkmaya başladık. En sona ben, öfkeli ve hüzünlü kalmıştık. Sıkıca sarıldık birbirimize. Hüzünlü bir süre boyunca ağladı. Benim vedalaşırken "teşekkür ederim" dedi bana ve beni yanağımdan öptü. Hala aramızda bir şeylerin olmasını bekliyorsun biliyorum ama biz aynı acının içinde tanışmıştık ve bu acının dışında paylaşacak bir şeyimiz kalmayacaktı. Acılarda dostluklar olmazdı asla ancak yardımlaşma olurdu ve acı bitince hepsi sona ererdi.

Dışarıya çıktığım zaman nereye gideceğimi biliyordum ve ne yapacağımı.Bu yüzden yürümeye başladım. Yorgundum ama umursamadım bunu. Sonuçta koca bir sistemi yok edecektim.

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook