Son yolculuk 17

O dönemlerimi biraz daha detaylı anlatmalıyım sana yoksa yaşadıklarımı anlamlandırman iyice güçlenir. Üniversite son sınıfta olduğumu söylemiştim zaten. Ancak öyle bir dönemdeydim i dünyadaki kimsenin beni anlayamayacağını düşünüyordum. Kimsede anlamıyordu zaten. Sanki dünyadaki 8 milyar küsür insanı silmişsin ve ben tek kalmışım gibiydim. Yalnızlığın gerçek anlamını o zaman anlamıştım ben. Yalnızlık etrafında kimsenin olmaması değil etrafında kendinin bile olamamasıydı ve ben kendimi terk etmiştim.

Dalından kopan bir çınar yaprağı gibiydim. Toprağa gitmek istiyordum ama esen rüzgarlar düşmemi engelliyordu. Sanki yer bile beni çekmek istemiyordu. Boşlukta asılı kalmıştım ve gerçek diyebileceğim hiçbir şey yoktu. Neden yaşadığım sorusuna verdiğim cevapla neden ölmediğim sorusuna verdiğim cevap aynıydı. Aradığım bir şey vardı ve onu bulmadan geçirdiğim her an kayıptı benim için.

Beni yalnızlıktan koruması için hayatıma aldığım herkesi dışarıya çıkarmıştım. Kendimin etrafına bir kafes yapmıştım. Öyle bir kafesti ki bu nükleer bir saldırıya bile dayanabilirdi. Kendimi mühürlemiştim orada. Gökyüzündeki bulutlar kaybolmuş, bazı renkler hayatımı terk etmişti. Artık kırmızı yoktu mesela, kırmızı güllere olan saygısızlığımdan ötürü. Maviyi kaybetmiştim gökyüzünün anlamını bilemediğim için. Aşka o kadar kötü davranmıştım ki beni bu şekilde cezalandırıyordu ki ben yaptıklarım yüzünden idam sehpasına yürümek istiyordum.

Günlerden bir gün ben yine bir kafede oturuyorum. Bu sefer başka bir yerde yerinin altındaki bir kafeye gitmiştim. İnsanlardan uzakta olmak istiyordum ve bu isteğim için doğru yerdeydim. Elbette yine nargile içiyordum. O kafeyi sevmemin bir diğer nedeni nargilesinin güzel olmasıydı. Ayrıca sahibi de iyi bir insandı ve güzel bir sohbeti vardı. Nargilemi içiyor ve beyaz bir kağıda bir şeyler karalıyordum. Aynı zamanda kulaklığımda bir şarkı çalıyordu. Hangi şarkı çaldığını bile hatırlarım "Evergrey, For Every Tears That Falls" çalıyordu. Aşkı anlatıyordu bu şarkı. Hatta öyleki şarkıdaki erkek ve kadın vokal gerçekte evliydiler ve şarkıdaki duygunun onların aşkından kaynaklandığını düşünüyordum.

Çok ilginçtir çabuk unutan ben o andaki tüm detayları hatırlayabiliyordum. 3 tane masa doluydu ki toplam masa sayısı 10 adetti. 3 masadan birinde ben oturuyordum ki en uzaktaki masadaydım. Bir masada genç bir çift vardı. Aralarındaki yakınlığı etraftaki insanlara göstermemek için masanın altından birbirlerinin ellerini tutuyorlardı. Demek ki utanıyorlar diye düşündüm belki bir sebepten dolayı çekiniyorlardı yaşadıklarından. Bir diğer masada ise yaşlı bir adam ve kadın oturuyordu. Evlilerdi büyük ihtimalle ama hayatlarında yolunda gitmeyen bir şey vardı. Bunu istediklere çaylara hiç dokunmayınca ve konuşmadıkları zaman fark ettim. İkisinin de parmaklarında yüzük yoktu demek ki evli değilllerdi. Aynı zamanda bakışlarında sevgi değil hüzün vardı. Belki birbirlerini sevip aynı kalan iki insanlardı bilemiyorum.

Ben ise kendimi nargilemin dumanıyla avutuyordum. Sanki o dumanla bütün odayı kaplamak istiyordum. Kimseyi görmek istemiyordum aslında çünkü insanları görmek onları düşünmeme sebep oluyordu ancak en son istediğim şeydi bu. O zamanlar istediğim tek şey yalnızlığın soğuk ateşinde yanmaktı aşk ateşini beklerken. Bir diğer taraftan inancım kalmamıştı. Oyun oynamamaya yemin ettiğim zamanlardan geçiyordum ve bu yemin herkesin gitmesine sebep olmuştu. Salıncakları, tahteravallileri kırılmış bir parka hangi çocuk gelirdi ki? Bende aynı şekildeydim. Bazıları geliyor ve "ne kadar da yalnız" diyerek gidiyordu.

Sonuçta insanlar yalnızlıktan kaçmak için yaşıyor bunun için nefes alıyordu. Yalnızlıkla yüzleşmek herkesin yapabileceği bir iş değildi. Cam kırıklarından oluşan bir kumsal düşün ve sen o kumsalı çıplak ayakla yürümek zorundasın. Aynı zamanda her cam parçası alevler içinde yanıyor. Soğuk yanığını bilir misin? Soğuktur ama yine de tenini yakar ya hani işte yalnızlıkta öyledir. O dönemlerde her zaman aşka ulaşması için insanın önce yalnızlıkta yanması gerekiyor diyor ve kendimi kandırıyordum. Ancak kandırmanın ötesinde gerçek buydu ve ben yalnızlığı sevene, ondan kaçmamaya başlayana kadar aşkı bulamayacaktım.

Bir ara başımı eğmiş ve önümdeki sayfaya bakıyor ama hiçbir şey yazmıyordum. Düşünüyorum da benim gibi hissettin mi hiç? Senin hiç kalbinin atmadığını düşündüğün oldu mu mesela? Öldüğünü zannettiğin,  amaçsız bir hayalet gibi sokaklarda dolaştığın, kimsenin seni fark etmediği, renklerin gittiği ve kelimelerin anlamını kaybettiği bir gün yaşadın mı?

Yoksa sende hayatın unuttuklarını misin? Kaybolup gitsen bir gün kimsenin fark edemeyeceğini mi düşünüyorsun. Hiçbir sokağa, hiçbir şehre,  hiçbir bedene ait olmadığını mi hissediyorsun?  Eğer bu duyguları hissettiysen neler yaşadığımı anlama şansın var. Eğer aksini söylersen konuşmamın anlamı yok.

Onu ilk gördüğüm zamanı anlatmak istiyorum sana ama o zaman neler hissettiğimi anlatamazsam eksik kalır herşey. Ondan önce hayatımın ne kadar anlamsız olduğunu bilmelisin. Aradığım herşeyin o olduğunu anlamadan hikayemin devaminim bir anlamı olmaz. Hele onun gözlerine dair kuracağım cumleler boşlukta kalır eğer aşkı bilmiyorsan. Aşık ile maşukun birbirlerini nasıl gördüğünü bilmelisin.

Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook