Son yolculuk 50

Tahmini olarak duvarların üzerinde 30 kişi varsa aşağıda da 50 ile 60 arasında insan bulunuyordu. Sessiz bir biçimde ilerlerken dışarıdan ateş sesleri gelmeye devam ediyordu. Bu esnada başımı biraz havaya kaldırarak aşağıda neler olduğuna bakmak istedim. İlk gördüğüm görüntü bazı mahkumların yerde yattığıydı. Ancak yerde yatan siyahlı adam sayısı daha fazlaydı. Herkes bir yerde siper almıştı ve karşılıklı olarak ateş ediliyordu.

O an bir adamın kurşunun bittiğini gördüm ve yerde yatan cesetlerden birisine doğru hareket edeceğini fark ettim. Tam bu esnada siyahlı adamlardan birisi namlusunu ona doğru çevirmişti. Öyle bir andayım ki bir salise bile geç kalırsam adam hayatını kaybedecekti. Silahımın ucunu siyahlı adama doğru çevirdim ve tetiğe bir kaç kez bastım. Basılı tutmadım ama eğer basılı tutarsam bu seri bir biçimde atış anlamına gelirdi ve kurşunlarım bitebilirdi. Bunu hiç istemiyordum.

Zaman yavaşlamıştı sanki. Kurşunlarımın ağır bir biçimde ilerlemesini seyrettim. Siyahlı adam beni fark etmediği için ateş etmeye hazırlanıyordu. İşaret parmağı tetiğe değdiği sırada kurşunlardan birisi onun omuzuna çarptı ve siyahlı adam tetiğe bastı. Onun silahından çıkan kurşunun ağır bir biçimde ilerlemesini seyrettim. Ancak yerdeki adam şanslıydı ki siyahlı adamın omuzuna çarpan kurşun namlunun yönünü değiştirmişti ve silahtan çıkan kurşun adamın yanından geçip gitmişti.

Ancak bunu yaparak yerimizi belli etmiştik ve bize doğru 3 kişi koşmaya başladı. Tekrardan eğilip nişan aldık ve ilk ateş öfkeliden geldi. Bize yaklaşmakta olanların birisinin kafasından içeriye giren kurşun etrafa kırmızı bir bulutun yayılmasını sağladı. Ardından daha geniş bir açıdan ateş eden üzgün bir diğerini vurdu ve kalan sonuncuyu da ben yere serdim. Artık etraf sadece kan kokuyordu ve yoğun kan kokusu nefes almamı zorlaştırıyordu.

Duvarın üstünü ele geçirdiğimizde üstünlük bize geçecekti. Bu yüzden durmak gibi bir şansımız yoktu. Bu esnada yorulmaya başladığımı hissediyordum. Ancak bu göz ardı etmem gereken bir durumdu. Son nefesime kadar devam etmeliydim. Karşılıklı ateş sesleri gelmeye devam ediyordu. Bu esnada biz yerde yatan siyahlı adamların cesetlerinin yanına ulaşmıştık. Üstündeki şarjörleri aldık ve ardından 2 tane el bombası bulduk. El bombası bizim için büyük bir avantaj olacaktı.

Başımı hafifçe kaldırdım ve aşağıya baktım. Hemen altımda bir grup siyahlı adam siper almıştı. El bombalarında birinin pimini çekerek aşağıya bıraktım ve bir kaç saniye sonra büyük bir patlama oldu. O an aşağıdaki insanların yüzündeki mutluluğu gördüm ve o an tekrar anladım bir insanın mutluluğu her şeye değerdi bu hayatta.

Duvarların üstünde 7 kişiyi öldürmüştük demek ki tahmini olarak 23 kişi kalmıştık. Hüzünlüye dönerken aşağıyı işaret ettim ve silahının namlusunu aşağıya doğru çevirdi. Öfkeli, ben ve üzgün ise ilerlemeye devam ettik. Hüzünlü aşağıdakilere önemli bir destek sunabilirdi.

İlerlerken bir grup daha siyahlı ile karşılaştık ama onlar aşağısı ile ilgilendikleri için bizim için kolay hedefti. Böylece 20 kişi kalmışlardı. Biraz daha ilerlediğimizde tekrardan aşağıya baktım ve yerde yatan siyahlı sayısının arttığını gördüm. Aşağıdakilerden birisi ile göz göze gelmem de bu ana denk gelmişti. Elimde duvarın ileriki tarafını işaret ettim ve o yanına iki kişiyi alıp binanın içine doğru ilerlemeye başladı.

Biz ise önümüzde çıkanı vuruyor ve devam ediyorduk. Tam bu esnada bir kulenin tepesinde bir adam gördüm. Silahının namlusunu bize doğrultmuştu. Ben "yere yatın diye bağırdığım sırada bir el silah sesi duydum ve başımı çevirdiğimde üzgünü yerde yatarken gördüm. Öfkeli ise ayağa kalkıp ateş etmeye başlamıştı. Ondaki öfkeyi kelimelerle anlatmak mümkün değildi.

Orada neler olup bittiğini bilmiyordum, umurumda bile değildi aslında. Üzgünün yanına kadar sürünerek ilerledim ve onun yanına geldiğimde göğsünün üzerinde büyük bir delik ve delikten akan kanını gördüm. Kulağına doğru yaklaşarak "iyi misin" diye sorduğumda "daha iyi olmamıştım" dedi gülümsemeye çalışarak.

"Her şey için teşekkür ederim" dedi bana sesi bile kırılmıştı onun. Kelimeler dudaklarından zor çıkıyordu. "Sana bir şey söylemeliyim" dedi ve ardından daha önce bahsettiği sistemi yok edecek şeyin nerede olduğunu söyledi bana ve nefes almayı bıraktı.

Ellerimle gözlerini kapattıktan sonra öfkeli ile göz göze geldik. Başımı iki yana salladım ve o an onun ağladığını gördüm. Daha doğrusu iki damla yaş gözlerinden aşağıya doğru süzüldü. Orada kalmayı çok isterdim ama devam etmemiz gerekiyordu. Tekrar ilerlemeye başladığımda geriye doğru bakıp hüzünlü ile göz göze geldik. 7 tane parmağını havaya kaldırarak işlerinin onun için iyi gitttiğini söyledi bana ve ilerlemeye devam ettik. Zaten hayat da böyledir. İnsan ilerlemeyi bırakırsa kaybederdi. Bu yüzden ne olursa olsun devam etmesi gerekliydi. Pes etmek gibi bir şey yoktu hayatın kural kitabında.

Artık sona yaklaşmıştık. Önümüzde çıkan herkesi öldürüyorduk ve ilerliyorduk. Bu esnada diğer adamlar duvarın diğer tarafına çıkmışlardı ve onlar da ilerlemeye başlamıştı. Aşağıda ise siyahlı adamların sayısı gittikçe azalıyordu. Ancak aşağıda yerde yatan insanları görmek kor bir demirle yüreğimi delinmesi gibiydi. Canım yanıyordu ve o an sesli bir biçimde yemin ettim "sizi bu hale getiren sistemi yok etmeden ölmeyeceğim."

Onu bulmak önemliydi benim için ama başka insanlar için yapacaklarım vardı ve o başka, masum insanlar önceliğim halini almıştı. Demek ki değişiyordum ben. Farklılaşıyor, başkalarını da düşünmeye başlıyordum. Bu savaştan bunu öğrenmiştim sanırım. Özgür olma isteğiyle insanların nasıl can verdiğini gördükçe onları tutsak eden sisteme olan öfkem giderek büyüyordu ve o an öfkemden başka tutunacak hiçbir şeyim yoktu benim.




Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook