Son yolculuk 44

İçimdeki öfkenin ne kadar büyük olduğu anlatmaya kelimeler yetmiyordu. Anlatabilecek kimsem olmadığı için bunun önemi de yoktu. Gölgeye de anlatabilirsin diyebilirsin elbette ama ona daha güzel şeyleri anlatmak istiyordum. Belki bir iyilik perisi karşısına çıkar ve onu gerçek bir insan yaparsa hayattan nefret etmesini istemiyordum. Tabi onun insan olma fikrini de düşünüyordum. Dost mu olurdu mesala o yoksa düşman mı? Bildiğim tek bir şey onun dost gibi görünen düşmanlardan olmayacağıydı.

Sadece ekmek yemek üzerine kurulu beslenmem beni zorlamaya başlamıştı. Ancak dayanabilmek için bunu yapmam gerekiyordu. Zaten çok uzun süre orada kalacağımı düşünmüyordum. Ancak dışarıya çıkabilmek için hala bir kaçış planı yapmamıştım. İlk dışarıya çıktığım günün Pazar günü olduğunu düşünürsem ikinci çıktığım gün Çarşamba'ya denk geliyordu.

Dışarıya çıktığımda gözüm daha önce karşılaştığım iki kişiyi aradı. Daha öfkeli olana öfkeli demeye başlamıştım. Kıza ise dertli ismini uygun gördüm. İkisinin de bendeki izlenimlerini anlatan güzel sıfatlardı bunlar. Ben öfkeliyle konuşmak istiyordum ama bir diğer taraftan onunla konuşmak için hazır olmadığımı düşündüm. Bir ara göz göze geldik ve bakışları ona yaklaşmamamı söyledi. Ben de onun sözüne uydum ve yaklaşmadım. Sadece hafifçe gülümsedim ve başımı hafifçe eğerek selam verdim. Gülümsememin yapaylıktan uzak olması için özen gösterdim. Bu şekilde yaparak ona "sana saygılıyım" demek istedim. Eğer onunla iletişime geçmek istiyorsam onun istediği yolu izlemem gerekiyordu.

Öfkeliden yana şansım iyi gitmeyince bende dertliden yana şansımı denemeye karar verdim. Onu görebilmek için etrafımda bir süre boyunca döndüm ve sola 57 derecelik bir açıyla döndükten sonra ona rastladım. Bir süre boyunca bakıştık. Aramızda fazla mesafe yoktu belki birkaç adımda onun yanına gidebilirdim ama bunu yapmadım. Bakıştıktan sonra onun geriye doğru küçük bir adım atmasını seyrettim. Bu hareketinin bir anlamı olmalıydı. Sebepleri düşünürken bana doğru hızlı birkaç adım atarak yanıma geldi ve "gözlerimin içinde ne gördün?" diye sordu.

Hiç düşünmeden "Hüzün gördüm" dedim ona. "Yüzündeki gülümsemenin binlerce kat büyüklüğünde bir hüzün." Ben cümlemi bitirdiğinde gülümsedi o. Hatta biraz daha gülümsese kahkaha atacağına yemin edebilirdim. Ancak kahkaha atmayıp neden burada olduğumu sordu. "Çok sevdim" dedim bende. "Sistemi paramparça edebilecek kadar çok sevdim."

"Sevmek en büyük sorun" dediğinde hafifçe gülümsedim. "Sevenler hep acı çekmiş biliyor musun? Mecnun çölleri aşarken kavrulup ölmüş. Bir diğer delmeye çalıştığı dağın altında kalmış. Bir başkasına başka bir şey olmuş. Kalleş Juliet Romeo'yu bırakıp başka biriyle evlenmiş biliyor muydun bunu? Şaka şaka bilemezsin çünkü ben uydurdum." Cümlesini bitirdiğimde kısa bir kahkaha attı. Kahkasındaki çarpıklık o kadar belirgindi ki ama bunu konuşmak istemiyordum.

"Peki ya sen neden buradasın?" diye sorduğumda gülümsemesi bir anda yok oldu ve yüzü ciddi bir hal aldı. Ancak bir anlık bu duygu değişiminden sonra tekrardan gülümsemeye başladı ve "Çok basit bir sebepten dolayı buradayım çünkü sevdiğim herkesi öldürdüm." Onun söyledikleri karşısında biraz şaşırmıştım açıkçası. Biraz farklı bir kız olabilirdi ama katil olabileceğini hiç sanmıyordum. "Hayır şapşal o şekilde öldürmedim. Herkesi sildim hayatımdan, kimsesiz oldum. Başka bir şehre gittim. Telefonumu kırıp attım, parayı umursamadım, yıkılmış bir kulübede yaşamaya başladım. Sonra sokaklarda müzik çalıp kazandığım parayla ekmek aldım sonra sistem beni buraya attı."

Hafifçe gülümseyerek "Benim hikayeme çok benziyor" dedim. Bu cümle onun gülümsemesinin üzerindeki sahteliğin biraz aralanmasını sağlamıştı ki bu benim için önemli bir adımdı. İlk arkadaşımı edinebilirdim ve bu benim planlarım için çok önemliydi. Ayrıca onu tanımayı istiyordum. Acılarını öğrenmeyi, onları tam olarak iyileştiremesem bile yaralarının üzerine bir bez parçası örtmek önemliydi benim için.

"Boş ver ne yaptıysak yaptık" dedi daha sonra. İşin garip tarafı ise onu daha önce bir yerde görmüş olmamdı. Yani daha sonra gördüm. 50 yıl sonraya gittiğim zaman isyancılarla birlikte girdiğim evde onun yaşlı halini görmüştüm sanki. Demek ki buradan çıkacaktı ve hiç değişmeyecekti. Bu onun ne kadar kararlı olduğunu gösteriyordu. "Merak etme" dedim ona "çok mutlu olacaksın sen. Bunu gözlerinden görebiliyorum."

"Demek iris okuma konusunda başarılısın" alaycı bir şekilde söylemişti bu sözü ama ben umursamadım. "Başka neler görüyorsun gözlerimde?"

İşte benim sınav noktama gelmiştik. Yanlış cevaplar verirsem eğer bir daha onunla konuşamazdım ben. Eğer verdiğim cevaplar onun yaralarını deşerse yine benimle konuşmazdı. Bu yüzden "Gözlerinde umut görüyorum" dedim. "Senin inanmadığın bir kenara attığın bir umut ama onu gördüğün zaman hayatın çok farklı olacak. Dünyayı değiştirebilecek güç var senin içinde. Hangi acılardan geçtiğini neler yaptığını bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa eğer seni kimsenin yenemeyeceği kadar güçlüsün sen."

Sorusunu güzel bir şekilde geçiştirmiştim ve onun tatmin olacağı kadarlık bir cevap vermiştim. Ayrıca anlatmadığım noktaların olduğunu hissetmişti ve onları öğrenmek için benimle tekrar iletişim kuracaktı. Biz konuşmamızı bitirdiğimizde içeriye girme vaktimiz gelmişti ve daha sonra tekrar görüşmek üzere sözleştik. Pazar günü onunla tekrar görüşecektim ve pazar gününe kadar odamda beni bekleyen bir gölge vardı.




Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook