Aşkın mezarı 4

Adam kahvesini bitirdikten sonra tekrardan uzanmadı. Aynı rüyayı bir kez daha görmeye dayanamazdı. Herhalde fazla gelirdi ona düşünceler ve orada beyin kanaması geçirirdi. Beyni kaldıramazdı o kadar düşünceye ve bulmak istediği cevaplar varken ölmek mantıklı bir yol olmazdı.Ölmeyi zaman zaman düşünürdü. Bir anda dünyadan yok olması, silinip gitmeyi ve kaybolmayı. Ölen kişi yok olurdu ki onlara gerçekte ne olduğunu bilmiyordu. Bir kişi öldüğü zaman onun cansız bedenini alırlar ve onu yok ederlerdi.

Elbette bunlar zihnindeki düşüncelerin çok küçük bir kısmıydı. Sadece onları dillendirecek kadar güçlüydü ama diğer düşünceler kelimelerle ifade edilemiyordu. Bir diğer kelimelerle ifade edebildiği düşüncesi ise "içindeki boşluğu nasıl dolduracağı" ile alakalıydı ama düşüncesinin karşılığındaki cümlelerin bir tek kelimesini bile bilmiyordu. Sanki o boşluğa bütün bir evren sığabilir ve yine de boş yer kalırdı.

Ancak düşünceler ile olan savaşında ona yardımcı olan bir şey vardı "şarkısı." Onu tekrar ve tekrar dinliyor ve biraz da olsa düşünmemeyi başarabiliyordu. Düşünmemenin bir yolunu bulmaya çok çalışmış, kafasını duvarlara bile vurmuştu. Ancak bunların ona bir faydası olmuyordu ve o düşünceler okyanusunda boğulmaya devam ediyordu.

Sabah olana kadar koltuğunda oturmaya devam etti ve elbette kahvesi bittikçe kahvesini tazeledi. Uykuya yenik düşmemenin bildiği tek çözümüydü kahve. Ancak onu ne kadar içerse içsin uyku kontrolü ele geçiriyordu. "En azından 4" gün boyunca uyumam diye düşündü. Bu 4 gün boyunca aynı rüyayı görmeyeceği anlamına geliyordu. Aynı rüyayı görmemek bir parça da olsun düşüncelerinin sayısını azaltabilirdi ancak rüyayı görmese de düşündüğü için değişen çok bir şey olmuyordu.

Orada oturup beklemek istemiyordu gün doğumuna kısa bir süre kalmışken. Odasına gitti pantolonunu giydi. Üstüne mavi bir gömlek de giydi. Özensiz görünmek istemiyordu. Güneş doğarken onu selamlamak güzel bir fikirdi. Hem güneşle dertleşirdi biraz. Mutlaka onun bildikleri vardı. Bazen güneşle konuşmaya gider ve bazı sorularının cevaplarını bulurdu. Ancak güneş pek konuşkan olmadığı için her zaman cevap alamazdı ondan. Yine de denemeye değer diye düşündü. Güneş belki de gece kadar güzeldi ve onu yaşama bağlayan nedenler arasındaydı.

Güneş hala doğmamıştı yani yaklaşık olarak 20 dakikası daha vardı. Bu yüzden hızlıca hareket etti sonuçta güneşi bekletmek istemezdi. Güneş beklerse güzel olmazdı. Mesela kızsa onun gezegenini küle dönüştürebilirdi bu yüzden güneşe iyi davranmak gerekiyordu. Evden çıktığı zaman güneşe bakıp hiç bir şey anlamayan milyarlarca insanı düşündü. Belki de aradıkları tüm cevaplar onun içindeydi ama kimse bunu bilmiyordu. Her sabah doğan güneş her akşam batıyordu muhteşem manzaralar eşliğinde. Ona doğumu ve ölümü hatırlatıyordu bu döngü. Her 29 saatte bir tekrar eden bir döngüydü bu ve asla son bulmuyordu. Ancak onun da bir sonu olduğunu biliyordu.

Gecenin en karanlık saatinde sahile doğru yürüyordu. Sahil evine yakın olduğu için fazla yürümesi gerekmiyordu. Bu yüzden yavaş adımlarla yürüdü. Şehrin boş sokaklarını seyretti şehri bu saatlerde seviyordu. Sessiz, sakin ve kimsenin olmadığı. Sahile ulaştığında güneşin doğmasına birkaç dakika kalmıştı. Deniz kenarında yere oturdu ve beklemeye başladı. Küçük dalgaların ayakkabılarına çarpmasını istiyordu. Denizi de severdi o. Denize baktığında içindeki fırtınalar biraz sakinleşirdi ve onda sonsuzu görürdü. Sonsuz ve hiçlik ne kadar aynı ve ne kadar farklıydı birbirlerinden.

Güneş doğmaya başladığı sırada kendini toplamayı başarmıştı az da olsa. O yavaşça denizin üstünden yükselirken onun güzelliğini hayranlıkla seyrediyordu.

Biraz daha yükseldikten sonra "Merhaba Güneş, yine de. Biliyorum sıkıldın artık. Hatta belki benim gelmemden hoşlanmıyorsundur ama senden başka kimsem yok benim. Avize ile kavgalıyım biliyorsundur bunu. Zaten senin her şeyi bilmen de oldukça garip ama sonuçta kendi kendime konuşuyorum. Senden cevap bekleyecek kadar delirmedim daha. Yani sanırım delirmedim çünkü senden cevap gelme olasılığı yoktan biraz daha fazla.

Ne demek istediğini anlamıyorum Güneş. Nasıl her şey değişebilir. Hiç bir şeyin değiştiği yok bunu görmüyor musun? Her şey aynı çok uzun zamandır. Hiç bir şey değişmiyor. Hayır bana yanıldığımı söyleme. Sende avize gibi yapıyorsun farkında mısın? İçimdeki boşluğa bir şeyler atsan ne olur ki? Yok olup giderler. Evrenin sonunun içimdeki boşlukla alakalı olduğunu biliyor musun? Senin için onu içimde tutuyorum, yok olmanı istemem. Merak ediyorum Güneş sena benim kadar değer veren başka biri var mıdır acaba? Hatta sana değer veren başka birisi var mıdır?

Hayır hiç bir şey değişmeyecek. Değişmesine imkan yok." Başlarda fısıltı olarak başladığı konuşmasında sesi giderek yükselmişti. Sesi yükseldikçe ses tonuna hayata olan kızgınlığı da katılıyor ve ses tonu farklı hallere bürünüyordu. "Neden canımı yakmak istiyorsun anlamıyorum. Bana her şeyin aynı kalacağını söylesen bende aynı şekilde yaşamaya devam ederdim ama sen bana değişeceğini söylüyorsun? Neden beni beklentiye sokuyorsun? Bir kere de sorularıma cevap ver Güneş. Öyle uzaktan konuşmak kolay tabi. Bir gün yer değiştirelim belki o zaman daha iyi anlarsın beni. Yoksa sende benim gibi misin? Koskoca uzayda tek olmak nasıldır bilirim. Kimse yanında değildir. Bazen sen bile gitmek istersin kendinden. Sen hiç gitmek istedin mi her şeyi bırakıp uzaklara. Milyarla ışık yılı uzağa belki ama o da yeterli gelmez sana. Değişen bir şey olmayacaktır. Etrafında dolaşan gezegenler vardır ama hepsi anlamsızdır. Onları yaşatmak için varsındır ama sen içten içe ölmeyi istersin. Yok olmak güzel gelir sana. Ben gidiyorum, seni de üzdüm. En güzeli gitmek değil mi. Tekrar gelirim merak etme, gidecek başka yerim yok biliyorsun."

Gün doğumu bittiği zaman oturduğu yerden kalktı ve yürümeye başladı. Nereye gideceğini bilmiyordu ama yürümek iyi gelmeliydi belki düşünmesine engel olabilirdi şimdiye kadar hiç bir işe yaramasa da.


Share this

Related Posts

Previous
Next Post »

Find Us On Facebook