Aşkın mezarı 3. kitap 24. bölüm Distopya romanı

Dışarıya çıktıkları zaman her yerden patlama sesleri geliyordu. O kadar güçlü patlamalar oluyordu ki etraflarında bir an için kulaklarının sağır olacaklarını düşündüler. Şehir alev alev yanıyordu resmen ve öyle bir andaydılar ki ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Biraz uzaklarına bir bomba daha düştü ve başka bir yöne bir tane daha. Her bir patlamayı bedenlerinde hissediyor, etrafa yayılan ısı dalgası onların etrafında dolaşıyordu.

Öyle bir andaydılar ki ne yapacaklarını düşünmeleri gerekiyordu ancak bunun için zamanları yoktu. Üzerlerine düşecek bir başka bir bomba hepsini öldürebilirdi. Tam bu esnada erkek ve kız göz göze geldi ve kız zamanı tekrardan yavaşlattı.

"Şimdi ne yapmalıyız?" diye sordu kız.

"Bilmiyorum ama geri çekilmek bir çözüm değil sadece bunu biliyorum." diyerek cevapladı erkek.

"O zaman ilerlememiz gerekiyor ama nasıl?"

"Sanırım bir yolunu biliyorum. Parçalara ayrılacağız ve hepimiz çocukların orada buluşacağız. Burada oyalanırsak eğer çocuklar için geç kalmış olabiliriz."

"Tamam öyle yapalım 4er kişilik ekipler halinde ilerleyelim. Çocuklara ulaşanlar siyahlıları ateş açarak oyalasınlar."

"Anlaştık."

Kız zamanı eski haline getirdiği zaman yüksek sesle bağırmaya başladı "4er kişilik takımlar halinde ilerleyeceğiz. Bu hepimizi tehlikeden uzaklaştırır çocukların oraya gittiğiniz zaman biraz toplanın ve ateş açın. Unutmayın amacımız onları kurtarmak."

Kız konuştuktan kısa bir süre sonra herkes 4er kişilik gruplar halinde dağıldı ve farklı yönlere doğru ilerlemeye başladı. Çocukları kurtarana kadar bu saldırıları nasıl önleyebileceklerini düşünmeleri gerekiyordu ki ikisininde akıllarına fikirler gelmişti çoktan ama daha önce yapmaları gereken şeyler vardı.

Kız ve erkek ilerlerken bir bombanın ıslık sesini duydular ilk önce daha sonra biraz uzaklarından gelen patlama sesini ve ardından bir başkasını. Bombalar sanki gökyüzünden düşüyordu. Nasıl olduğunu anlayamıyorlardı ama şiddetli bir yağmur gibi gökyüzünden bombalar düşmeye devam ediyordu. Sistem nasıl bu kadar gaddar ve acımasız olabilirdi ki?

Onlar ilerlemeye devam ederken bi başka ıslık sesi duydular ve bir binanın gölgesine saklanmış iki kişi gördüler. Bir kaç an geçtikten sonra büyük bir gürültü ve ısı dalgası yayıldı ve patlamanın olduğu yerde artık hiçbir şey yoktu. Erkek oradaki iki kişiyi gördüklerine emindi ama artık onlarda yoktular.

Erkek ve kız koşmaya devam ediyordu. Bir işe yarayıp yaramayacağını bilmemelerine rağmen sürekli yön değiştiriyorlardı. Sokaklar hiç olmadığı kadar boştu zaten sokaklarda olanlar çoktan ölmüş olmalıydı.

Çocuklara yaklaştıklarında patlama sesleri azalmaya başladı. Sistem onlara zarar gelmesini istemiyordı büyük ihtimalle. Çocukların yanına yaklaştıkları zaman onları bekleyen birkaç kişi gördü. Biraz daha beklemeleri gerekiyordu sayılar oldukça azdı o anda. Bu esnada ise erkek birkaç kişiyi gözlem yapması için göndermişti. Neyle karşı karşıya olduklarını bilmeleri gerekiyordu.

Gözlemciler geldiği zaman sayıları artmaya devam ediyordu ama biraz daha beklemeleri gerekliydi. Bu esnada gözlemciler konuşmaya başlamıştı ateş sesi ben onların yanına gittiğim zaman yeni başlamıştı. Çocuklara zarar veremeyeceklerine göre onları koruyanları öldürüyorlar. Hızlı davranmalı ve onları kurtarmalıyız. Bu esnada etrafları çevirmiş bir grup siyahlı adam gördüm ve 3 tane oldukça büyük olan makine. Her biri en az 3 kişi boyutunda ve hepsi de silahlı.

Erkek ve kız tekrardan birbirine baktılar bu an içinde. Zamanı durdurması gerektiğini anladı kız ve zaman yeniden yavaşladı.

"Onların yanına gittiğimiz zaman ben yapabildiğim kadar fazlası için zamanı durduracağım ve öldürebileceğimiz kadar fazlasını o an öldüreceğiz. Sen ise onların zihinlerine girerek savaşı bırakmalarını sağlayacağız. O 3 tane makinenin ne olduğunu bilmiyorum ama siyahlı adamları öldürdükten sonra sıra onlara gelecek ve büyük silahlarla ateş etmye başlayacağız. Sanırım 45-50 saniye boyunca zamanı yavaşlatabilirim."

"Tam da benim aklımdan geçenleri söyledin. Hep aynı şeyleri düşünmek zorunda mıyız." erkek cümlesini bitirdiğinde hafifçe gülümsedi.

Artık önlerinde son bir şans kalmıştı ve bu şans için gerekirse canlarını vermeye hazırlardı. Bu esnada erkek ve kız gördükleri herkese planları anlatıyordu. Bu son şanslarııydı ve son şanslarını boşa çıkarmak gibi bir niyetleri yoktu.

Erkek ve kız ayağa kalktı daha sonra ve elleriyle ileriyi işaret etti. Saldırı sinyali gelmişti ve herkes ileriye doğru koşmaya başladıç
Share:

Aşkın mezarı 3. kitap 23. bölüm Distopya romanı

Adam ve kız yanlarındaki yabancı ile birlikte merdivenlerden yukarı çıkıyorlardı. Bir noktada onlara yeni katılan adam durdu ve "Sizden bir şey isteyebilir miyim?" dedi.

"Ne istediğine bağlı" diyerek cevapladı kız onlardan ne isteyebilirdi ki?

"Beni biraz dövmenizi istiyorum. Sistemin karşısına çıktığım zaman sizin kaçtığınızı söylemem gerek ve bunun inandırıcı olması lazım."

"Saçmalama böyle bir şeyi neden yapalım?"

"Kesinlikle öyle neden seni dövelim?"

"Eğer sistemi inandıramazsam beni öldürtür ve güzel olmaz. Bu yüzden onu inandırmam lazım. Sonra yine karşılacağız sizinle ve bende bu arada sizi araştıracağım."

Yeni adamın bu sözleri üzerine erkek yumruğunu sıktı ve adamın yüzüne vurmaya başladı. Daha sonra silahını çıkarttı ve onu omuzundan vurdu. Adamın gömleğinden bir parça kopartıp akan kanı durdurmak için bandaj yaptı daha sonra "Umarım bu yeterli olur"

"Bende aynı şeyi umuyorum. Şimdi ben erkenden çıkacağım ve etraftaki siyahlı adamları alıp sistemin yanına gideceğim. Zaten beni bu şekilde görünce yardım edeceklerdir. Yakında yine görüşeceğiz."

Adam ve kız yeninin karanlıkta uzaklaşmasını seyretti bir süre boyunca. Bu esnada birbirine bakıp diğerinin elini sıkıca tuttular. "Sence ona güvenebilir miyiz?" diye sordu kız.

"Bilmiyorum ama bunun bir önemi yok. Zaten ona hakkımızda hiçbir şey söylemedik. Biraz daha bekleyelim ve çıkalım bakalım söylediklerini yapacak mı?"

Erkek ve kız biraz daha beklediler. Daha sonra merdivenleri çıkmayı bitirip sokaklarda gizlice yürümeye başladılar. Bir çok şey değişmişti sanki, binalar daha kısalmış, şehrin o renkli dünyası bir anda yok olmuştu sanki. Bu sistemin bir başka yalanıydı demek ki. O çok katlı binalar sadece bir yalandı aynı diğer herşeyin yalan olduğu gibi. Hafifçe gülümsediler birbirlerine bakıp. İkisi de sesli bir şekilde söylemeselerde aynı düşünce zihinlerinde dolaşmıştı ve bu düşünce onların mutlu olmasını sağlamıştı "Savaşı kazanmaya çok yakınız."

Sokakların arasında yürümeye devam ettiler. Etraflarında siyahlı adamları görselerde onların silahlarını bırakmış kafalarına taktıkları maskeleri çıkarmış olduklarını gördüler. Evet savaşı onlar kazanacaktı. Siyahlı adamlarda sistemden ayrılmaya başlamıştı. Acaba başkan bu konu ile ilgili neler söyleceğini merak ederek onun yanına kadar geldiler.

Gördükleri herkes son derece mutluydu sanki çok büyük bir zafer kazanılmış gibiydi ve onların tekrardan gülümsediğini görmek herşeye değerdi.

Biraz yürüdükten sonra olasılıkçı ile karşılaştılar ve o hiç zaman kaybetmeden konuşmaya başladı "Çabuk benimle gelin başkan sizi bekliyor."

Onu takip ederek başkanın odasından içeriye girdiler. Başkan onlar içeriye girdileri zaman ayağa kalktı ve "Hoş geldiniz, şimdi biraz oturun size anlatacağım çok önemli şeyler var" dedi. O cümlesini bitirdiği zaman ikisi de siyah renkli bir koltuğa oturdu.

"Bu gün muhteşem bir iş çıkardınız. Sistemin insanların zihninde oluşturduğu ilüzyonu yok ettiniz ve herkes gerçekleri görüyor artık. Ancak unutmamanız gereken bir şey daha var sistemin tüm gücünü elinden alamadık. Hala onun için savaşacak adamları var onların beyinleri tamamen yıkanmış durumda ve sorgulama bile yapamayacak durumdalar. Siyahlı adamlar ve diğer herşey bir gün sizin gelmenize karşı alınan önlemlerdi. Şimdi bizi zor bir süreç bekleyecek. Sistem bu noktadan sonra elindeki tüm gücü kullanacaktır herşeyi yok etme pahasına olsa bile bir an bile durmayacaktır. Biz hazırlanmaya başladık ve bu aşamada size çok önemli işler düşüyor."

"Ne yapmamız gerekiyorsa söylemen yeterli başkan."

"Daha önce kurtardığınız çocukları hatırlıyorsunuzdur. Onları korumaya almanız gerekiyor çünkü o dahi çocuklar sistemi bozacak bir yazılım üzerinde çalışıyor. Eğer yazılımı tamamlarsak o zaman sistemin gücünü elinden almış oluruz. Sizin yanınıza bir grup vereceğim ve onlarla çocukları koruyacaksınız. Aranızda eskiden siyahlı adamlardan olan bir grup da olacak. Merak etmeyin onlar artık bizden. Saldırı dalgasını atlattıktan sonra çocukların yanına geçeceksiniz. Şu anda onları korumaya çok ihtiyaçları var çünkü sistemin onların yerini öğrendiğini düşünüyoruz. Şansınız bol olsun size güveniyorum."

"Tamam başkan, merak etme o çocuklar için her şeyi yapacağız."

"Hadi şimdi gidin olasılıkçı sizi kapıda bekliyor olacak ve diğerleri alıp çocukların yanına gidin. Çok yakında bu savaşı kazanacağız sakın şüpheye düşmeyin."

Erkek ve kız kapıdan çıkıp Olasılıkçının yanına gittiler. Daha sonra yürümeye devam edip büyükçe bir avluda bulunan silahlı bir grupla karşılaştılar. Daha sonra erkek yüksek sesle "Hadi gidiyoruz, sistemi yok etmemize çok az kaldı. Benimle misiniz?"

Karşısındaki grup tek bir ağızdan "Evet" diye bağırdıktan sonra çocukların yanına doğru yürümeye başladılar.
Share:

Aşkın mezarı 3. kitap 22. bölüm Distopya romanı

Adam yol boyunca hızlı adımlarla ilerledi. İkisinin nereye gittiğini çok iyi biliyordu. Oradan nasıl döneceklerini de aynı şekilde biliyordu. Bir anda binaların kısaldığını fark etti. Yanılmış olmalıydı, başka türlü açıklanamazdı yaşananlar. Emin olabilmek için gözlerini birkaç kere kapatıp açtı ancak değişen hiçbir şey olmuyordu.

Kocaman binalar bir anda gitmiş yerlerine eski ve daha küçük binalar gelmişti. Sokaklarda bir anda eskimişti sanki, şehrin bütün büyüsü kaybolmuştu sanki. Sanki o andan önce gördüğü hiçbir şey gerçek değilmiş gibi geliyordu ona. Ancak o an düşünmek için doğru zaman değildi ve hızlı adımlarla yürümeye devam etti.

O ilerlerken kafasındaki sorular bir an bile azalmıyordu. Canının yandığını hissetti. Aslında tam olarak ne hissettiğini bilmiyordu. Sadece çocukken düşmüş ve bacağını kırmıştı. Sanki o duyguyu bedeninin içinde hissediyordu. Neydi ki hissettikleri neden böyle olmuştu? Kafasıdaki sorular giderek artıyordu ve en kısa sürede cevapları bulmak istiyordu.

Biraz daha yürüdü ancak yürüdükçe giderek yavaşlıyordu. Sanki bedeni giderek ağırlaşıyor ve adım atmak ona zor geliyordu. Kandırılmak onu bu hale getirmiş olabilirdi. Gördüğü herşeyin yalan olması da onu bu hale getirmiş olabilirdi. Onun da kandırılmış olması da sebeplerden birisi olabilirdi. Sistemin yalandan ibaret olması da başka bir kendi. Bir diğer taraftan o sistemin 2 numaralı adamıydı. Şapkalı öldükten sonra 1 numaraya o geçmişti ancak kandırılmış hissediyordu ve bu duygu hiç azalmıyor giderek artıyordu.

Biraz daha ilerledikten sonra denizin hemen yanında yerde duran metal bir kapağı açtı ve kapağın altından aşağıya doğru inen merdivenlerde ilerlemeye başladı. Aşağıya doğru indikçe onlara yaklaştığını hissediyordu. Birkaç sorusu vardı ve sonra ikisini de öldürecekti. Aslında yanında askerlerini de getirebilir ve onları hemen öldürebilirdi ancak onlarla konuşma isteği ağır basıyordu o an. Bu yüzden tek gelmişti zaten, nasıl olsa onları öldürebilirdi.

Merdivenlerden biraz daha indikten sonra alt katlardan gelen sesleri duydu ve durdu. Belindeki silahı dışarıya çıkarttı ve ateş etmeye hazırladı kendini. Her şeyi öğrenecekti yakında ve yüzünde pis bir sırıtış oluştu. Ancak o sorular neden gitmiyordu?

Biraz daha sonra merdivenin alt basamaklarında yukarıya doğru çıkan iki kişi gördü. Bir erkek ve bir kız ona doğru yaklaşıyorlardı. Silahını onlara doğru yöneltti ve "Biraz daha yaklaşın!" diye bağırdı.

Erkek ve kız sesin geldiği yöne doğru baktılar ve ne olup bittiğini anlayabilmek için bir süre durdular. "Sen kimsin?" diye sordu erkek benzer bir kalın tonda.

"Kim olduğumun önemi yok. Biraz daha yaklaşın size soracağım sorular var."

Erkek ve kız adama doğru birkaç adım atıp durdular ve erkek aynı sert tondan konuşmaya devam etti. "Evet, sor sorularını."

"Demek meşhur hainler sizsiniz. Gerçekten büyük bela çıkarttınız. Ancak durum değişecek yakında. Anlatın bakalım şapkalı neden öldü?"

"Biraz uzun sürecek anlatmak ama anlatalım. Şapkalı sistemin bir adamıydı ve yıllar boyunca ona hizmet etti. Daha sonra bir kız ile tanıştı ve ona aşık oldu, sevdi deliler gibi. Sen bilmezsin aşkı veya sevgiyi ama devam edeyim. Aşk sistem tarafından yasaklanmıştı diğer tüm duygular gibi. Bu yüzden sistem kızı öldürdü ve şapkalının hafızasında kıza dair olan bölümü sildi. Hafıza silme işlemi etkili olmamışki şapkalı kızı tekrar hatırladı ve bu esnada aşkın koruyucularına ile tanışıp onlara katıldı. Ölümüne gelince sevdiği kız tarafından öldürüldü o. Gözümüzün önünde öldürüldü hatta ve son olarak "Onu son bir kez daha gördüm ya herşeye değerdi" dedi.

"Bu nasıl olabilir? Ne vardı o kızda, şapkalıyı zehirlemişti başka bir yolu yok. Yoksa neden inandığı şeylere aykırı davranır, mutlaka ona bir şey yapmış olmalı."

"Hayır, ona bir şey yapmadı sadece ona gerçeği gösterdi. Sizin asla göremediğiniz gerçeği."

"Anlatın bana herşeyi, şapkalı neden ihanet etti sisteme, bize?"

"Çünkü o duyguları keşfetti ve duyguların sistemin ona sunduğu dünyadan daha güzel olduğuna karar verdi."

"Dışarıda binalar bile küçüldü, eski şaşadan eser yok şimdi. Nasıl daha güzel olabilir?"

"Sorular soruyorsun ve bunu ilk kez yaptığını düşünüyorum. Kafan karma karışık olmalı senin. Neye inanacağını bilmiyorsun. Sana hep yalan söylendiğini düşünüyorsun hatta ve ne yapacağını bilmiyorsun. Kim olduğunu bilmiyorum sadece şunu söyleyebilirim sana öğrenecek daha çok şey var. Şimdi o silahını indir ve geçmemize izin ver."

"Söylediğin her şeyde haklısın ve bunu neden yaptığımı bilmiyorum. Şimdi geçin ve bana sadece cevapları nasıl bulacağımı söyleyin."

"Bizimle gelirsen cevaplara ulaşabilirsin."

Erkek ve kız adamın yanına doğru yürümeye başladılar daha sonra üçü birlikte merdivenlerden çıkmaya başladılar.
Share:

Aşkın mezarı 3. kitap 21. bölüm- distopya romanı

Adam hızlı adımlarla ilerliyordu. Avucunun içiyle yüzündeki teri siliyordu yürürken. Düşünceler peşi sıra birbirini kovaliyordu ilerlerken. Kaçış olmadığını düşünüyordu yürürken ve bu düşünce yüzünden akan terlerin ana sebebiydi. Kapının önüne geldiği zaman bir an için durakları ve derin bir nefes aldı ve yüzündeki terleri tekrardan sildi. Sakinleşmesi gerekiyordu ama bunu nasıl yapacağını bilmiyordu.

Bu yüzden kapıya iki kere hafifçe vurdu. Parmaklarının ahşaba çarptığı zaman çıkan ses uzunca bir süre boyunca yankılandı etrafında ve bu ses onun gerginliğini arttırıyordu. Biraz daha beklese daha iyi olacaktı ama kapının diğer tarafındaki bekletilmeyi hiç sevmezdi.

Kapı açılıp içeriye girdiği zaman karşısında büyükçe bir ekran gördü. İleriye doğru birkaç adım atarak ekranın karşına geçti ve hazırolda beklemeye başladı.

Siyah olan ekran renklenip bir adam figürü belirene kadar bekledi. Daha sonra o adam konuşmaya başladı.

"Anlat neler oluyor dışarıda?" adamın sesi soğuk ve fazlasıyla mekanikti. Normalde buraya fazla gelmezdi ve başka şekillerde iletişim kurardı onunla ama şimdi durumlar çok değişmişti.

"Efendim her yönden saldırı altındayız. Adamlarımızın büyük bölümü onlara katıldı ve bizde büyük bir panik havası hakim. Kimse ne yapacağını bilmiyor."

"Yeterli değil o ikisinin bulunması gerektiğini söyledim size ve tekrar söylüyorum onları öldüreceksiniz."

"Efendim bunun için uğraşıyoruz ama hep engel oluyorlar bize. O ikisini bulamıyoruz bile."

"Yetmez, o ikisi bugün ölmeli. En kısa zamanda. Sen fazla konuşma çünkü lafı gevelemekten başka bir şey yapmıyorsun."

"Efendim, emredersiniz."

"Dikkatli ol sende şapkalı gibi olma. Sonun ondan çok daha beter olur. Şimdi çık ve öldür şunları."

Adam yine hızlı adımlarla dışarıya çıktı. Kapının önünde bir süre durdu ve çok hızlı nefes alıp vermeye başladı. Bu esnada çok hızlı biçimde terlemeye devam ediyordu. Sakinleşmesi gerekiyordu öncelikle ama bunu yapması oldukça zordu.

Bir süre daha bekledikten sonra ilerlemeye başladı öncelikle o ikisini bulması ve öldürmesi gerekiyordu. Ancak bunun neredeyse imkansız olduğunu biliyordu. Bunu ekrandaki adamın da bilmesi gerekiyordu ama sistem dinlemezdim hicbir şeyi. Bu yüzden ona verilen görevi yapması gerekiyordu.

Sonunun şapkalı gibi olmasını istemiyordu. Onun ölümünü kendi gözleri ile görmüştü. Öldüğü anda yüzünde açan gülümsemeyi anlamlandıramamıștı bir türlü. O gülümsemenin nedenini anlamak için çok çabalamıștı ama yapmıyordu. Sanki ölmeyi istemişti o anda ama neden yapmıştı bunu. İşte bu sorunun cevabını öğrenmek için her şeyi yapardı.

Hızlı adımlarla ilerlerken etrafına emirler yağdırdı. Her emir o ikisinin bulunması ile alakalıydi. Yüksek sesle bağırdı yol boyunca. Bunun onu biraz rahatlatması gerekiyordu ama hiçbir işe yaramadı bağırmak.

O ikisinin nerede olduğunu bulması gerekiyordu ve sonra onları öldürmesi. Ancak onlar nerede olabilirdi. Aslında bir fikri vardı ama o ikisi kurulan tüm illüzyonları kaldıracak kadar çılgın olamazdı. Eğer böyleyse deliyi bulmuşlar demekti ve nerede olduklarını çok iyi biliyordu. Çıkmadan önce silahlarını aldı ve etrafına biraz daha bağırdı. Şimdi o ikisini bulma zamanı gelmişti ve belki sorularına cevap bulabilirdi biraz.

Onun için cevapları bulma daha önemliydi sanki. Sistemin emirlerini zaten yapardı o, zaten öldürürdü onları. Nasıl olsa daha önce çok kişiyi öldürmüştü. Onun için bir önemi yoktu onların. Bir eksik veya bir fazla bir şey değişmezdi.

Eskisi gibi dolu olmayan sokakta ilerledi. Eskiden her yerde adamları vardı şimdi ise büyük oranda azalmıştı sayıları. Şapkalının ölümünden sonra ne olduysa sayıları azalmıştı. Sahi o nasıl ihanet etmişti sisteme. Buna da anlam vermiyordu belki öğrenebilirdi cevapları. Her şey bir belkiden oluşuyordu zaten.

Adamın onları bulması ve öldürmesi gerekiyordu en kısa zamanda. Yoksa sistem bundan hiç memnun olmazdı ve sonu aynı şapkalı gibi olurdu.
Share:

Şiir sokakları - şiir

Gel bir gün bir şiirde buluşalım,
Biraz eskimiş olsun,
Biraz küf koksun,
Hayat gibi olsun mesela,

Bir şiir bulalım kendimize,
Biraz birazlardan oluşsun,
Kelimelerden evler yaparız kendimize,
Cümlelerden yeni bir hayat kurarız,

Otobüs geliyor,
Son durakta inelim sonra,
Bir şiir yazalım,
Seninle başlayıp seninle biten,

Gözlerin olsun mesela her kelimede,
Yoksa karanlık, yoksa gece,
Yıldızlardan bir güneş belki,
Belki eski bir sokak, fazlası değil,

Ellerin olsun, yeteriz ki biz,
Yeniden başlamaya, yeniden sevmeye, yeniden aşık olmaya,
Otobüs geliyor, binip gidelim,
Neresi önemli değil,
Adının geçtiği cümleyi yurt bilirim kendime,

Gel bir şiirde buluşalım,
Herkes uyusun, zaman dursun,
Ellerin olsun, birde gözlerin, gerisi yalan,
Yalandan daha yalan,
Bir şiir yazalım, bir şarkı belki,
Gerisi kolay, çok kolay,

Hadi bir şiir yazalım,
Share:

Aşkın mezarı 3. kitap 20 bölüm- distopya romanı

Delinin peşinden koşmaya başladıkları zaman ilk gördükleri şey onun çok hızlı koşmasıydı. İkinci olarak delinin sürekli yön değiştirdiğiydi. Bazen deli yavaşlıyor ve onlara yetişmeleri için fırsat tanıyor gibi geliyordu ve o da arada yorulup yavaşlamak istiyordu.

Koşarken yaptığı saçma sapan hareketlerden veya bir anda değiştirdiği yönünden adının neden deli olduğunu anlayabiliyorlardı ve hala deli çok hızlı koşuyordu.

Bir süre daha onu takip ettiler, onu kovalarken nabız seslerini kulaklarında duymaya başlamışlardı ki bu yorulduklarının ilk işaretiydi. Bir süre sonra deli bir evin içine girdi ve onu takip ettiler.

Evin içine girdikleri zaman etrafta kimseyi göremediler ancak merdivenden sesler geliyordu ve seslere doğru ilerlemeye başladılar. İlk önce bir kat indiler ve daha sonra merdivenin devam ettiğini görüp bir kat daha indiler. Merdivenin sonunu görebilmeleri için toplam 13 kat indiler. 13 katın sonunda ikiside zorlukla nefes alıyordu ve en son kata geldikleri zaman deliyi gülümser bir şekilde onları beklerken gördüler.

"Çok yavaşsınız" dedi deli kahkahalar içinde.

"Veya sen çok hızlısın." erkek nefes nefese kalmış olsada konuşmaya zorluyordu kendini.

"Emin olmam gerekiyordu ikinizden de. Malum şu sıralar pek rahat bırakmıyorlar beni."

"Neden senin peşindeler?"

"Çünkü balığın yerini sadece ben biliyorum."

"Nedir şu balık?"

"Balık sistemin merkezine giden yol, araç, aman ya balık işte. O içindekileri sistemin yarattığı sahte dünyanın kurulduğu yere götürür."

"Nasıl yani?" bu sefer konuşan kız olmuştu.

"Sistemin zihinlere işlediği, düşünmelerini engellediğini biliyorsunuzdur."

"Evet, biliyoruz bunları."

"Peki ya sistemin zihinlere girerek gerçek olmayan bir hayat kurguladığını, onların dokundukları, gördükleri, işittikleri şeyleri değiştirebileceğini biliyor muydunuz? Bilemezsiniz çünkü sadece ben biliyorum."

"Nasıl yani?"

"Anlamadınız dimi, anlamazsınız çünkü gerçeği sadece ben biliyorum."

"Bize de anlatta bizde bilelim."

"Anlattım ya, hala anlamadınız. Sistem zihinleri kontrol ediyor, gördüğünüz, işittiğiniz, duyduğunuz herşey sahte. Üzülmeyin tabi herkesin böyle."

"Biz yenmiştik ama onu. Düşünceyi özgür bırakmıştık."

"Öyle zannediyorsunuz. Mesela binaların üst katında ne var sizce, oralarda kim yaşıyor. Hadi cevabı da ben vereyim kimse yaşamıyor çünkü binaların üst katları yok. Sistemin bir ilüzyonu var sadece, birçok yerde böyle. Gördüğünüz, duyduğunuz, işittiğiniz birçok şey sahte. Evet, düşünceleri özgür bıraktığınız ama gerçeği göremediniz hala."

"Onu nasıl yapacağız."

"Söyledim ya size, hiç dinlemiyorsunuz dimi, offff sizler, ben ne anlatıyorum ki, yada kime anlatıyorum, neyi anlatıyorum? Söyledim ya size balıkla!"

"Balık nerede?"

"Oraya gidiyoruz şimdi beni takip edin.
Share:

Kaç kere şiir

Kaç hikaye biti, seni görmek için,
Kaç şiir yazdım,
Kaç öyküde yaşadım,
Kaç kere kaç oldu hayatım,

Kac yalnızlık gördüm,
Kaç denizden geçtim,
Boğuldum belki,
Kaç kere kaç oldu yine,

Gozlerindi hikayemin öznesi,
Her bir satırda kaç kere,
Ayrıldı düşlerimiz,
Gölgem bile terk ederken,
Kaç kere kaç işte,

Biraz şarap içtim,
Biraz ağladım,
Biraz yalnızlık dokudum duvarlara,
Kaç kere kaç gün oldu,

Sayı saymayı unuttum,
Günler, yıllara karıştı,
Ben yaşamaz oldum,
Sensiz gecelerde,

Beklediğim günler kayıt edilmedi tarihe,
Düştüğüm çöllerde yaşadım, çıkamadım,
Sensiz bir yaşam ölüm gibi,
Birde seni kaybetmek var o çok daha beter
Share:

Social Share

Etiketler

Blog Arşivi

Recent Posts

Sample Text

Düşlerimin mezarlığına hoş geldiniz. Giderken küçük bir unutma beni çiçeği bırakırsanız güzel bir hatıra bırakırsınız.