Aşkın mezarı 3. Kitap 16. Bölüm distopya romanı

Erkek ne kadar uyuduğunu bilmiyordu. Huzurlu bir rüyanın içindeydi ama uyandığı zaman hiçbirini hatırlamayacaktı. O köpeğe sarılıp uyurken etraflarınad ne olup bittiğini umursamadı çok fazla. Bunun yerine dinlenmeye çabaladı. Gece birkaç kere gözlerini açsada etrafında değişen hiçbir şeyin olmadığını gördü ve köpeğin durumundan emin olup tekrar uyudu.

En son gözlerini açtığı zaman ilk gördüğü renk beyazdı. Etrafındaki herşey beyazdı ve nerede olduğunu anladı. Hala oraya nasıl geldiğini bilmiyordu. Bildiği tek şey uyuduğu zaman mevsimlerin değiştiğiydi ve buna alışması gerekiyordu. Sistem her ne yaptıysa tüm bunların sebebi o olmalıydı. Yoksa içinde bulunduğu durumun mantıklı bir açıklaması yoktu.

Ayağa kaltı ve ileriye doğru yürümeye başladı Bir süre boyunca hiçbir şeyle karşılaşmadan yürüdüler ve biraz dinlenmek için durdular. Tekrar yürümeye başladıklarında her şey aynı kalmaya devam ediyordu. Biraz daha ve biraz daha yürüdükten sonra uzun zamandır ilk kez farklı bir şey gördü. Karşılarında buzdan bir bina vardı.

Binanın kapısı kapalıydı, yüksekliği ise yaklaşık 20 kişi boyundaydı. Oraya girmeleri gerekiyordu kızı bulmak için. Ancak bunu nasıl yapabileceklerini bilmiyordu. Bu sebepten dolayı etrafı incelemeye karar verdi. Buzdan binanın mutlaka bir girişi olmalıydı.

Binanın etrafında dönmeye başladılar. Ancak bina yüksek olduğu kadar genişti ve bu yüzden etrafında dönmek zaman alıyordu. Biraz yürüdükten sonra bir yükseltinin üstüne çıktı ve oradan binaya doğru baktı. Binanın üstü tamamen kapalıydı. Buzdan bir kutu gibi duruyordu ve içeriye sadece bir giriş vardı.

Biraz daha yürüdükten sonra köpek havlamaya başladı ve onun yanından hızla uzaklaştı. Buzdan binaya doğru uzaklaşan köpeği gördüğü zaman onu takip etmeye başladı. Köpek buzdan binanın duvarının orada durdu. Erkeğin köpeği yakalamsı biraz zor olmuştu ancak onun yanına geldiği zaman orada küçük bir kapı gördü ve kapıyı açıp binanın içine girdi.

Binanın içine girdiği zaman yüksek taş duvarlarla çevrilen bir yerdeydi ve yukarıya baktığı zaman gökyüzünü görüyordu. Hava açıktı ve bulutları görebiliyordu oradan. O an düşündüğü şey oraya nasıl geldiğiydi. Az önce buzulların içindeydi ve bir anda kendini burada bulmuştu.

Etrafı biraz daha incelediği zaman duvarların arasında büyük bir yeşilliğin olduğunu gördü ve yeşilliğin ortasında başka bir bina vardı. Bu sefer bina normal bir evi andırıyordu. Sadece biraz daha büyüktü. Ayrıca binanın hemen yanında yukarıya doğru uzanan bir kule vardı.

Binaya doğru yaklaşırken yanında köpeğin olmadığını gördü ve bu onun yalnız hissetmesine sebep oldu. Sanki tek yoldaşı onu terk etmişti ve içinde bir boşluk olduğunu hissetti o anda.

Duvarların ortasındaki binaya doğru ilerlemeye başladı. Yürürken bir diğer taraftan mevsimlerin ve mekanların nasıl değiştiğini düşünüyordu. O an aklındaki en önemli soru oraya nasıl geldiğiydi. Sahi nasıl olmuştu da orada bulmuştu kendini.

İlerlerken kimi zaman neden orada olduğunu sorguladı. Bu esnada sürekli olarak onu kurtarmak için diye tekrar etti içinden. Ancak sanki ilerledikçe ona dair düşünceler azalıyordu ve bu durumdan memnun değildi. Ortadaki binanın oraya yaklaştığı zaman ona dair hatıralarının sayısı azalmıştı. Onun neye benzediğini veya nasıl göründüğünü hatırlamıyordu. Sanki sadece içindeki boşluğu takip ediyordu.

Binanın yanına geldiğinde kapıyı açarak içeriye girdi. Neden orada olduğunu daha sık sormaya başlamıştı. Sanki her geçen an hafızasındakiler azalıyordu. Binanın içine girdiği zaman kendini tekrardan çölde buldu.

Neden orada olduğu daha fazla sorgulama başlamıştı artık. Binaya girdikten sonra diğer bölüme geçti ve merdivenlerden yukarıya doğru çıkmaya başladı. Ne kadar çıktığını bilmiyordu veya daha ne kadar çıkması gerektiğini. Sadece o merdivenlerden yukarıya doğru çıktı nedenleri hatırlamıyordu ama içindeki bir duygu aradığı şeyin orada olduğu söylüyordu.

Bir süre daha merdivene çıkmaya devam etti. Durmak ve dinlenmek istemiyordu. Sadece içinde giderek daha büyük bir hale gelen boşluğu gidermek istiyordu.

Artık kaç kat çıktığının farkında değildi. Ona göre tüm hayatı boyunca bu merdivende geçmişti. Ancak o durmadı ve devam etti.

En sonunda başka bir merdiven olmadığını gördüğü zaman hafifçe gülümsedi. Neden gülümsediğini bilmiyordu aynı neden orada olduğu bilmediği gibi.

İçerideki odaya girdiği zaman orada kızı gördü ve bir anda unuttuğu herşeyi hatırladı. Kıza sıkıca sarıldı ve birbilerinin gözlerinin içine baktılar. Oraya onun için gelmişti.

Gözlerini açtığında yatağında hafifçe doğruldu ve yanındaki kızı gördü.

Küçük bir çocuk odadaki koltukta oturuyordu ve gülümseyerek "Tebrik ederim. Son sınavı başarıyla geçtiniz" dedi. Erkek ve kız ise birbirine şaşkın bir şekilde bakıyordu.
Share:

Aşkın mezarı 3. Kitap 15. Bölüm distopya romanı

Erkek ne kadar uyuduğunu bilmiyordu. Aslında fazla uyumak istememişti o. Köpeği sıcak tutabilmek için ona sıkıca sarılmıştı ve sırtını donmuş ağaca yaslamıştı. Hiç rüya görmedi yine. Neden rüya görmediğini bilmiyordu. Sadece onu rüyasında da olsa bir kez daha görmek istiyordu. Ancak onu nasıl görebileceğini bilmiyordu.

Erkek gözlerini açtığında ilk gördüğü şey kumlardı. Demek ki yine çöldeydi. Aynı yerdeydi, etrafındaki herşey aynıydı. İkinci gördüğü şey ise güneşin yükselmekte olduğuydu. Üçüncü olarak ise köpeğin iyileşmiş olduğunu gördü. Bunlar nasıl olabilirdi ki? Bir anda çöldeyken sonra kendini buzullarda buluyordu ve sonra tekrardan çölde uyanıyordu. Belki uyandığı zaman mekan veya mevsim değişiyordu. Uyumaması mı gerekiyordu acaba, bilmiyordu.

Köpeğini yanına alıp yürümeye devam etti. İlerledikçe havanın sıcaklığı artıyordu. Güneş tepeye ulaştığı zaman yürümek onun için daha zordu. Matarasına aldığı suyun birazını içti ve biraz köpeğe verdi. Hepsini içmek istemişti ama dikkatli davranmak zorundaydı. Yoksa su biterdi ve bu yolculuğunun da bitmesi anlamına geliyordu.

Bir diğer fark ettiği şey elbiselerinin eski haline döndüğüydü. Yaptığı yolculuğun gerçekliğinden şüphe etti bir süre boyunca. Ancak hissettikleri gerçekti sadece yaşadıkları aynı gerçeklikte değildi sanki. Belki de gerçeklik bozulmuştu, belki sistem bu hale getirmişti herşeyi.

Cevaplarının olmaması ilerlemesi için bir engel değildi. Yürümeye devam etti köpekle beraber. Onlar ilerledikçe hiçbir şey değişmiyordu sadece yerin şekilleri farklılaşıyordu ama ona göre aynı tepeyi defalarca kez geçmişti. Bu tekrarların bir anlamı olmalıydı veya o kafayı yemeye başlamıştı. Her yeri aynı görmesinin sebeplerinden birisi bu olabilirdi.

Biraz daha ilerledikten sonra hava kararmaya yaklaşmıştı. Köpeği yanına aldı ve kısa bir ağacın altına oturdular. Hava serinlemeye başlamışken biraz dinlenmek iyi gelirdi onlara. Ağacın dallarından birkaç tane yaprak kopardı ve köpekle birlikte o yaprakları yemeye başladı.

Bu esnada bir zamanlar beyaz bir elbise giyen birisini gördüler. Daha doğrusu onu fark etmeleri köpeğin havlamaları sayesinde olmuştu. Adamın yanına doğru yürüdükleri zaman onu bir yerden tanıdığını fark etti ama nereden tanıdığını hatırlamıyordu.

Adamın yanına vardıkları zaman yırtılmış beyaz bir elbise giydiğini gördü onun. Siyah geniş bir şapka takıyordu ki o şapkayı da tanıyordu ama nereden tanıdığını hatırlamıyordu.

"Sen nereye gidiyorsun." diye sordu adam. Ancak beyaz elbiseli adam cevap vermedi.

"Sana sesleniyorum lütfen cevap ver bana."

"Lütfen yardımına ihtiyacım var!"

Beyazlı adam bir an durup adama doğru baktı ve gülümsedi ancak hiçbir şey söylemedi ve yürümeye devam etti.  Köpek ile birlite adamı takip ediyorlardı.

Bu esnada o adamın kim olduğunu ve bu ıssız çölde ne aradığını düşündü. Belki de o da benim gibi bir arayıştadır diye düşündü. "Hey sen eğer sende benim gibi arıyorsan onu beraber bulabiliriz."

Beyazlı adam tekrar durdu ve geriye doğru baktı artık gülümsemiyordu. "Sen bulabilirsin ama benim için çok geç. Ben ölümü bekliyorum."

"Neden ölümü bekliyorsun?"

"Ona ulaşmak için."

Ne diyeceğini bilemedi bir süre boyunca. Daha sonra aklına bir fikir geldi "Ölmeni istemiyorum ama bu senin kararın. Bana yardımcı ol, ona nasıl ulaşabilirim."

"Bu soruyu soruyorsan devam etme sen. Anlamamışsın demektir. Şu anda yürüdüğün her yol ona ulaşır. Attığın her adımda onu görmelisin, onu hissetmelisin. Eğer bunu yapamıyorsan dön geriye!"

Şimdi anlıyorum ben kaybolduğumu düşündüğüm için ona ulaşamıyorum. Eğer onun bir adım uzağımda olduğunu düşünürsem ona ulaşabilrim. Neden veya nasıl olduğunu anlayamıyorum ama demek istediğini anlıyorum. Biz biraz dinleneceğiz eğer ona ulaşacaksam dinlenmem gerekiyor. Sana iyi yolculuklar, umarım aradığın şeye gittiğin yerde ulaşabilirsin."

Beyazlı adam uzaklaşırken erkek köpeğe sarılıp sırtını küçük bir ağaca yasladı. Kızı bulacaksa dinlenmesi gerekiyordu. Dinlenmezse eğer ona hiçbir zaman ulaşamayabilirdi.


Share:

Aşkın mezarı 3. Kitap 14. Bölüm distopya romanı

Erkeğin ne kadar uyuduğundan haberi yoktu. Askında fazla uyumak istememişti yola devam edebilmek için ancak işler planladığı gibi gitmemişti. Çok yorgun olduğu için bu kadar derin bir uykuya dalmış olabilirdi veya yediği yapraklar onun uykusunu getirmiş olabilirdi. Bunların hiçbirinin onun için bir anlamı yoktu ve uyumaya devam etti.

Gözlerini açtığında kendini bembeyaz bir yerde buldu. İlk hissettiği şey havanın soğuydu. İkincisi etrafını kaplayan beyazlıktı ki bunun kar olduğunu bir süre sonra anlamıştı. İşin garip tarafı ise etrafını kaplayanın kar değilde buz olduğunu anlamasıydı.

Buraya nasıl gelmişti o? En son kavurucu bir çölde ilerliyordu ve gece olmuştu. Ağacın altında uykuya daldığını hatırlıyordu. Sonra ne olmuştu da buraya gelmişti bilmiyordu. O an için bildiği tek şey soğuktu ve sadece soğuğu hissediyordu. Bir başka şaşırtıcı olan şey ise elbiselerinin değişmiş olmasıydı. Üstünde kalın bir mont vardı.

Ayağa kalkıp etrafını incelediği zaman etrafın değişmediğini fark etti. Aynı küçük ağaç oradaydı. Su içtiği yerde oradaydı sadece su donmuştu. Etrafındaki şekillerde oradaydı. Sadece her yer buzla kaplanmıştı. O zaman devam etmesi gerekiyordu.

İlerlemeye devam etti buzların arasında. Hareket etmezse donacağını çok iyi biliyordu. Bu esnada ise oraya nasıl geldiğini düşünüyordu durmaksızın. Ne yaparsa yapsın üşümesine engel olamıyordu aynı zamanda. Yanına almış olduğu sudan içiyordu ufak ufak. Su büyük oranda donmuş olduğu için büyük yudumlar içemiyordu zaten.

Biraz daha ilerledikten sonra yorulduğunu hissetmeye başladı. Biraz dinlenmesigerekiyordu ama o an için bu isteği onun en büyük düşmanıydı. Durduğu zaman donacağını çok iyi biliyordu.

Bu yüzden yürümeye devam etti. Onsuzluk böyle olmalı diye düşündü.

Biraz daha ilerlediği zaman bir köpek gördü. O köpeği uzun zamandır tanıyor gibiydi sanki. Köpek onu gördüğü zaman kuyruğunu sallamaya başlamıştı bu köpeğinde onu tanıdığının bir işaretiydi. Peki o köpeği nereden tanıyordu?

Köpeğe doğru biraz daha yaklaştıktan sonra onu nereden tanıdığını hatırlamıştı. Çok uzun zaman önce şehrin içinde görmüştü onu. Her gördüğü zaman severdi ve ilgilenirdi onunla aynı köpeğin yanına gittiği zaman yaptığı gibi. Çok üşümüş olmalıydı köpek ve onu severek ısıtmaya çalıştı. Aslında bu ikisine de iyi gelmişti. Erkek uzun zamandır yalnız olduğu yolculuğunda bir arkadaş edinmişti ve bu iyi hissettiriyordu.

Yürümeye devam ettiğinde bu sefer köpek de ona eşlik ediyordu. Biraz daha ilerledikten sonra yolculuğunun daha keyifli olduğunu fark etti erkek. Yalnızlık gerçekten de buzlarla kaplı bir çöle benziyor diye düşündü daha sonra.

Biraz daha ilerledikten sonra köpek havlamaya başlamıştı. Neden havlıyor olabilirdi ki? Belki de bir tehlike sezmişti ve onu uyarmaya çalışıyordu. Biraz daha ilerledikten sonra köpek ileriye doğru koşmaya başladı ve erkek onu takip etti.

Biraz ilerledikten sonra beyaz bir ayıyla karşılaştılar. Köpek hiç düşünmeden kendisinden onlarca kez daha büyük olan ayıya saldırdı. Sonucu belli olan bir savaştı bu ancak köpek yalnız değildi. Köpek ayıyla olan savaşındayken erkek silahını çıkarıp ateş etmeye başlamıştı.

Bu esnada ayı köpeğe zarar vermeye başlamıştı bile. Beyaz buzulların üzeri köpeğin kanıyla kaplanıyordu ve kurşunun delip geçtiği aynın bedeninden akan kan ona eşlik ediyordu.

Erkek ilk şarjörü bitirdiği zaman köpek artık hareket etmiyordu ve ayı ona doğru yönelmişti. Bu esnada erkek şarjörü değiştirdi ve ateş etmeye devam etti. Bir süre sonra ayı yere düştü. Ancak erkek onunla ilgilenmedi bile. Köpeğin yanına gittiği zaman onun durumunun ağır olduğunu fark etti. Yaraları oldukça derindi ama köpek hala gülümsüyordu. Onun yanına eğildi ve başını okşamaya başladı. Bu esnada montundan parçalar kopartarak köpeğin kanayan yaralarını bağladı. O köpeğe bir şey olmasına izin veremezdi.

Bir süre sonra köpeğin durumu daha iyi gibi gelmişti ona ve köpeğe sarılıp biraz uyumaya karar verdi. Bu sayede köpeği sıcak tutabilirdi hem de kendisi ısınabilirdi. Zaten gece olmuştu ve gece orası çok daha soğuk olacaktı. Sabah uyandığı zaman yolculuk etmek çok daha mantıklıydı.


Share:

Aşkın mezarı 3. Kitap 13. Bölüm distopya romanı

Erkek gözlerini açtığı zaman ilk gördüğü şey etrafını kaplayan altın sarısı kumlardı. İkinci gördüğü şey ise etrafında hiçbir şeyin olmamasıydı. Üçüncü olarak tam tepede olan güneşi görmüştü ve dördüncü olarak havanın sıcaklığını fark etmişti. Hava gerçekten çok sıcaktı.

Bir anlık şaşkınlığı üzerinden attıktan sonra neler olduğunu hatırlamaya başladı. Bir çöldeydi. Uzun zamandır bu çölde ilerliyordu ve bu ilerleme onu gerçekten çok yormustu. Ne doğru düzgün yemek yiyebiliyor ne de su içebiliyordu. Ancak devam etmesi gerekiyordu.

Neden devam etmesi gerektiğini hatırlaması biraz daha sürmüştü. Devam etmesi gerekiyordu çünkü sistem kızı kaçırmıştı ve onu sadece erkek kurtarabilirdi. Çölün diğer tarafına götürmüşler onu ve oraya gitmesi uzun zaman alacaktı. İkisini ayirabilmek için yapmıştı bunu. Aşkın koruyucularından sadece ikisi kalmıştı. Hepsi sistemle yapılan savaşta öldürülmüştü ve sistemi yenmek için tek şans onlardı artık.

Bu esnada erkek yerde üstüne uzandığı kumları üzerinden kalktı. Acaba neden yerde yatıyordu? Ne olmuştu ki ona? Sorularının cevaplarını hatırlaması daha uzun sürmüştü. En son hatırladığı şey çölde ilerlediğiydi. Daha sonra dengesini kaybettiğini hatırladı. Onun için oldukça zor olsa da devam etmeye çalışmıştı. Sonrasını hatırlamıyordu.

En garip tarafı ise hatıralarını parça parça gelmesiydi. Büyük ihtimalle fazla su içmediği için bayılmıştı. Çok su kaybetmesi de bayılmasının sebeplerinden birisi olabilirdi. Neden bayıldığı önemli değildi aslında önemli olan kalkıp devam edebilmesiydi ve topallayarak da olsa yürümeye devam etti.

Devam etmek zordu. Ucunda ona ulaşmak olmasaydı o an bırakabilir ve kendini kumlara atabilirdi ancak bu düşünce her ne kadar sıcak gelse de o yürümeye devam etti. Biraz daha ilerledi ve biraz daha.

Güneş batmaya yaklaşıyordu ve bu gecenin yaklaştığını gösteriyordu aslında. Gece daha serin olurdu ve gece ilerlemek çok daha hızlı olurdu bu nedenle. Ancak gece tehlikeliydi onun için. Gece olduğu zaman karşısına neyin çıkacağını bilemezdi ve bu büyük bir tehlikeydi. Güneş gitmeye biraz daha yaklaştığı zaman kumlara oturdu. Biraz dinlenmesi gerekiyordu belki biraz uyuması.

Uyuması fazla uzun sürmemişti. Hiçbir rüya gördüğünü hatırlamıyordu aslında sadece tekrar gözlerini açtığı zaman yüzünde ufak bir gülümseme vardı ve kendisi bile bu duruma şaşırdı. Biraz daha ilerledi ve biraz daha. Gece yürümek daha kolay olurdu hava biraz serinlemişti.

Biraz daha ilerlediği zaman hava tamamen kararmıştı ve gökyüzündeki yıldızları görebiliyordu. Beyaz ve kırmızı ayın ışığı yıldızlarla birlikte etrafını aydınlatıyordu. Biraz daha ileride bir ağaç gördüğü zannetti. Belki gerçek olmayan bir görüntü görüyordu ki bulunduğu şartları düşündüğü zaman bu oldukça normaldi. Ağacın yanına yaklaştığı sırada onun gerçek olduğunu düşündü. Çöldeki bir ağacın büyümek için suya ihtiyacı vardı demek ki orada su da bulabilirdi.

Ağacın yanına vardığında onun tahmin ettiğinden daha küçük olduğunu fark etti. Ağacın hemen yanında küçük bir su birikintisi vardı. Büyüklüğü birkaç adımı geçmiyordu ama o an bunu hiç umursamadı. Suyun temiz veya kirli olduğunu da hiç umursamadı ve içebileceği kadar su içmeye başladı. Avuçlarının arasına aldığı suyu içiyor ve sonra tekrardan avuçlarını suyla dolduruyordu. Bu şekilde devam ettikten sonra durdu ve matarasını souyla dolurmaya başladı. Acıkmıştı ve ağacın yapraklarını koparıp yemeye başladı. Yaprakların zehirli olup olmadığı umurunda değildi o anda. Bol miktarda yaprağı yedikten sonra sırtını ağaca yasladı. Bedenine bir rehavet çökmüştü. Uyku zamanı yaklaştığında böyle olurdu genelde. O ise etrafındaki tehlikeleri düşünmiyordu ve kendini rüya diyarında buldu.


Share:

Aşkın mezarı 3. kitap 12. bölüm Distopya romanı

Kapıdan geçerken patlayan bombanın basıncını ve ısısını üzerinde hissetmişti erkek. Ancak kapının diğer tarafında güvendeydiler. İlk önce kucağında taşıdığı kızı yere bıraktı. O anda etrafları insanlarla dolmuştu. Erkeğin ilk yaptığı şey kızın nefesini kontrol etmek oldu. Kız nefes alıyordu demek ki iyiydi o. Kendini çok fazla yormuş olmalıydı. Etraflarındaki herkes için zamanı yavaşlatmıştı kız ve bu muhteşem bir yetenekti.

Kızı yere yatırdılar ilk önce erkek ise kızın hemen yanında duruyordu. Onun yüzünü inceliyordu bu esnada. Sanki yüzündeki herbir kıvrımı ezberlemek istiyordu. Bir süre sonra kız hafiften hareket etmeye başladı ve bir an kadar sonra göz kapaklarını araladı. Onun kendine geldiğini gösteriyordu bu. Kız kendine geldiği zaman etraflarında toplanan kalabalık azalmaya başladı. Daha sonra ise kız yavaşça oturur pozisyona geçti.

"Ne oldu bana?" diye sordu kız.

"Kendinden geçtin."

"Neden böyle oldu ki?"

"Çok zorladın kendini. Çok büyük bir kalabalık için zamanı yavaşlattın."

"Hatırlıyorum bombalar düşmeye başladığında oradaki herkesi kurtarmak istedim. Sonra nasıl olduğunu bilmiyorum ama zaman yavaşladı. Hatta şimdiye kadar hiç olmadığı kadar yavaşladı."

"Bir süre sonra sen yere düştün ve ben seni kucağıma aldım, buraya kadar taşıdım. Evet sen bu gün çok fazlasının hayatını kurtardın."

"Çok yorgun hissediyorum kendimi."

Bu esnada olasılıkçı onların yanına geldi ve "başkan sizi görmek istiyor" dedi.

Erkek önce kızın elini tuttu ve ayağa kalmasına yardımcı oldu. Daha sonra kız erkeğin koluna girdi ve küçük adımlarla ilerlemeye başladılar.

Biraz yürüdükten sonra başkanın odasına gelmişlerdi ve ikisi de içeriye girdi. İçeriye girdikleri zaman ilk gördükleri şey sürekli ifadesiz olan başkanın yüzünün gülmesiydi. Demek ki o da gülebiliyormuş diye düşündü erkek. Kız ise hala ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu.

İlk konuşan başkan olmuştu "Hoş geldiniz. Bu gün muhteşem bir iş başardınız sizinle gurur duyuyorum. Bu gün binlerce masumu ölümden kurtardınız. İnanılmaz bir iş çıkardınız, harikaydınız. Bunun için size teşekkür etmek istiyorum."

Başkan gülümseyen yüzüyle konuşmaya devam etti "Bu gün gerçekten çok önemli bir şey yaptınız. Aynı zamanda sistemin herkesi öldürme planına engel oldunuz. Neler yapabileceğini göstermiş oldunuz ve benim en ufak bir şüphem bile yoktu sizin hakkınızda. Sizi burada fazla tutmak istemiyorum biraz dinlenmeniz gerekiyor. Sen nasıl oldun?" Son sorusunu kıza bakarak sormuştu.

"Daha iyi oldum sanırım. Biraz bayılmışım sadece."

"Daha iyi olacaksın. Şimdi dinlemeye başlayabilirsiniz. Yarın başka bir görevimiz olacak ve bunu şu anda söyleyemiyorum aramızda casusların olma ihtimaline karşılık. Siz dinlenirken gelen herkes incelemeden geçecek ve onlardan emin olacağız daha sonra neler olup bittiğini onlara anlatacağız ve sistemin şimdiye kadar neler yaptığını. 3000 yıllık bir yaşanmışlığı özetleyeceğiz onlara ve onların kafalarındaki birçok soruya cevap vereceğiz böylece. Bu süre bizim için çok önemli çünkü artık daha kalabalığız ve artık sistem için daha büyük bir tehdidiz.

Yemekleriniz odanızda sizleri bekliyor. Söylediğim gibi bu gün sadece dinlenin yarın size çok fazla ihtiyacımız olacak."

Başkan onlarla birlikte ayağa kalktı ve onlara kapıya kadar eşlik etti. İkisinin de yüzünde bir mutluluk vardı. Orada bulunan herkes aynı mutluluğu paylaşıyordu. Ne kadar da güzel bir duyguydu mutluluk. Bu esnada erkek kızın elini tutmuştu ve beraber odalarına doğru ilerlediler.

Odalarına girdikleri zaman ikiside acıkmış olduklarını fark ettiler ve hiçbir şey konuşmadan yemek yemeye başladılar. Yemek bittikten sonra koltuğa oturdular ve birbirlerini seyretmeye başladı. İlk konuşan erkek olmuştu.

"Bu gün harikaydın sana bir kere daha aşık oldum."

"Teşekkür ederim. Kız burada bir an için durakladı, erkek ona aşık olduğunu mu söylemişti yoksa ona öyle mi gelmişti. Cümleleri kurması gerekiyordu ama nedense kelimeler hep karışık olarak geliyordu ve onları sıraya dizmeyi bir türlü beceremiyordu. "Ne dedin sen az önce tam anlayamadım. Hala kendimde değilim ondan sanırım."

"Sana bir kere daha aşık oldum" dedim.

"Sen bana aşık olduğunu mu söyledin gerçekten."

"Evet, bunu nasıl yapabildiğimi bilmiyorum ama o an söyledim. Aslında söylemeyi bir süredir istiyordum ama nasıl yapacağımı bilmiyordum. Sen yere düşmüştün ve ben çok korkmuştum. Seni buraya taşıyana kadar hep seni merak ettim."

"Tekrar aşık oldum derken ne demek istedin?"

"Ben seni her gördüğüm zaman aşk büyüyor içimde. Hep arttığı için öyle söyledim aslında."

"Bende öyle hissediyorum aslında ama anlatamıyorum içimden geçenleri. Biraz da endişe vardı sanırım bende ya sende aynı şekilde hissetmiyorsan ne olacağını bilmiyor. O ihtimali düşünmek bile istemiyorum."

Erkek ve kız bu sözlerin üzerine sarıldılar. Bir süre boyunca hiçbir şey konuşmadılar. Konuşmaya ihtiyaçları yoktu o anda. Anlaşabildikleri sürece ne gerek vardı ki konuşmaya. Daha sonra uyumaya karar verdiler. İkisi de aynı yatağa yattı ve birbirlerine sarılıp uykunun sakin dünyasına doğru yolculuğa çıktılar.
Share:

Aşkın mezarı 3 kitap 11. bölüm Distopik Roman

Yaralılarla ilgilenen, onlara yardımcı olmaya çalışan, sedyelerle onları uzaklaştıran ve yol gösterenler arasında büyük bir koşuşturmaca yaşanıyordu. Bir grup ise yerde cansız bir şekilde yatan cesetleri uzaklaştırıyordu sağ olanları etkilemesin diye. Bütün bünlar olurken erkek ve kız ise bu koşuşturmacaya öncülük ediyordu. Herkes ne yapması gerektiğini çok iyi biliyordu ancak öyle bir durum vardı ki zaman giderek azalıyordu ve hala etrafta yardım bekleyen çok fazla insan vardı.

Diğer tarafa gönderdiklerinin daha iyi durumda olmalarını diledi erkek ve kız bu esnada bu kadar insana nasıl yardımcı olacaklarını düşünüyordu bacağı kopmuş birinin bacağını sarmakla meşgulken. Kopan kol ve bacaklara alışmışlardı artık, kopan organlarından dolayı canlarını kaybedenlere de alışmışlardı ama kız bunlara alışmak istemiyordu. Bu şekilde kimseyi görmek istemiyordu.

Bir süre daha devam etti bu şekilde. Birkaç grup insan daha götürüldü. Yürüyebilecek durumda olanlara yol gösterildi. Ancak zaman azalıyordu ve zamanın azalması önlerindeki en büyük engeldi. Eğer sistem tekrardan saldırmaya başlarsa azalmakta olan zaman tükenecek ve kimseyi kurtaramayacaklardı. Ancak onlar kimseyi geride bırakmak istemiyorlardı. Bu yüzden herkes hızlı bir şekilde hareket ediyordu. Zaman kaybetmeye kimsenin tahammülü yoktu çünkü zaman giderek azalıyordu.

Zamanın azalması demek onların başarısız olması anlamına geliyordu. Orada ölen fazladan bir kişi bile sistemin kazanmaya yaklaşması anlamını taşıyordu ve sistemin kazanmasına asla izin veremezlerdi. Hele sistemin kazanması için tek bir masumun bile can vermesi kabul edilebilecek bir şey değildi.

Sistem için sadece bir sayıdan ibaret olanları kurtarmak için bunca çabaya girmeleri onlara özel olduklarını hissettiriyordu. Bu duygu ise onlara güç veriyor ve yorgunluklarını hissetmemelerini sağlıyordu.

Tam bu esnada şehrin uzak bir bölümünde bir patlama sesi duyuldu. Patlamanın sesi ve gelen basınç dalgasıyla birlikte bir an için herkes birbirine baktı. Erkeğin bağırması ise patlamanın sesini arkasından zoraki duyuluyordu "Hızlanın, fazla zamanımız kalmadı."

Bir an kadar sonra ikinci bir patlama sesi duyuldu ve bu sefer patlama sesi yakınlaşmıştı.

Bir kadar sonra ise üçüncü bir patlama sesi geldi ve bu sefer kız bağırdı "Kötü durumda olanları bırakın yürüyebilen herkesin buradan çıkması gerekiyor."

Bu sözün üzerine herkes olanca gücüyle koşmaya başladı ve bir patlama sesi daha duyuldu. Bu sefer patlama çok daha yakından geliyordu ve patlamanın şiddetiyle birçok kişi yere düşmüştü.

Bir sonraki patlama sesinin duyulmasından önce erkek ve kız düşmekte olan bombayı gördüler. Bir an birbirlerinin gözlerinin içine baktılar ve kız zamanı durdurdu. Bu sefer etraftaki herkes için zama durmuştu. "Koşun çabuk." diye bağırdı kız ve gözlerini kapattı. Bir an kadar sonra düşecekmiş gibi olduğu zaman erkek ona sarıldı ve onu yere oturttu.

Kızın zamanı daha uzun süre yavaşlatması gerekiyordu daha fazla masumun kurtarılabilmesi için. Ancak her geçen an bu daha da zorlaşıyordu. Kız zamanı daha fazla tutamayacağını hissettiği zaman gözlerini açtı ve etrafa bir göz attı. Fazla kimse kalmamıştı etrafta ve kız gözlerini tekrardan kapattı.

Bir an kadar sonra bomba yere çarptığında çok büyük bir gürültü oldu ve bir toz bulutu her yeri kapladı. Öyle bir andaydılar ki kimse hiçbir şey göremiyordu. Bir sonraki bombanın üzerlerine geleceği ana çok yaklaşmışlardı. Erkek yerde yatan kızı kucağına alıp koşmaya başladı. Hiçbir şey göremeden koşmak anlamsızdı belki ama o an yapabilecekleri tek şey buydu. Biraz daha ilerlediler.

Bir süre sonra erkek bir kapının orada başkalarını gördü ve kapıdan geçti. Onlar kapıdan geçerlerken bir patlama sesi daha duyuldu ve tam o anda kapı kapatıldı.
Share:

Aşkın mezarı 3 kitap 10. bölüm Distopik Roman

Etraftaki adamları farklı yönlere yönlendirdiler. Dikkat ettikleri en temel şey her grupta yaraları iyileştirmek için bir kişi, bir tane silah taşıyan ve bir tane insanları sakinleştirebilecek birisnin olmasıydı. Şehrin merkezi için ise daha kalabalık bir grup oluşturdular. Orada daha fazla yaşayan vardı ve bu daha fazla yardıma muhtaç anlamına geliyordu.

Erkek ve kız ayrılıp farklı yönlere gitmeyi bir an bile düşünmediler. Önlerindekilerle birlitke hızlı adımla ilerlerken erkek ve kız biraz geride kalıp konuşmayı tercih etmişti.

Önce kız başladı konuşmaya "Bu gün harika bir iş başardık. Onların yüzündeki bir anlık mutluluk her şeye değerdi bence."

"Kesinlikle öyle, özellikle o küçük çocuğun sarılmasını hiçbir zaman unutmayacağım."

"Umarım hep böyle kolay olur işimiz."

"Umarım öyle olur ama büyük ihtimalle planlarımızın dışında olaylar olacaktır."

"İkimiz beraber onların da üstesinden geliriz."

Bu esnada erkek kızın elini tutmuştu. O eli bırakmayı hiç istemiyordu. Sanki eli kızın elini tutmak için vardı, sanki elinin tek amacı oydu.

Biraz daha ilerledikten sonra yaralı kalabalıkla karşılaştılar. Bir çoğu saldırılardan kaçabilmek için binaların içine sığınmıştı ve kız yüksek sesle konuşmaya başladı "Korkmayın yardım etmek için geldik."

Yine yaralılarla ilgilenmeye başladılar. Etrafta ne kadar da çok parçalanmış ceset vardı, onları görmek bile acı veriyordu onlara. Hele yaralıların durumu daha vahimdi. Bir kolu kopmuş birisinin son nefeslerini verdiğini gördüler. Bir diğer taraftan etraflarında kurtarılamayan çok kişi vardı. İkisi de daha fazla şey yapabilmeyi istediler ama bunu yapmaya güçleri yetmiyordu.

Bu bölgeye daha yoğun saldırı olmuş diye düşündü erkek. Bunu yıkılan binaların sayısından, yerlerdeki parçalanmış cesetlerden veya yaralılardan çok rahat anlayabiliyorlardı.

Bu esnada ileriden onlara doğru yaklaşan bir grup siyahlı adam gördüler. Bunun olacağını biliyorlardı ancak işin önemli kısmı gelenlerin onların mı yoksa sistemin mi tarafında olduklarını bilmemeleriydi.

Siyahlı adamlar onların yanları geldikleri zaman bir süre boyunca bakıştılar sanki siyahlı adamlar ne söyleyeceklerini bilmiyordu. Siyahlı adamların yaklaşmasıyla yaralılar arasında bir korku oluşmaya başladı. Bunun olması çok normaldi sonuçta onlara bunca zararı verenler siyahlı adamlardan başkası değildi.

İlk konuşan erkek olmuştu "Neden geldiniz buraya?" Sesi sert ve ciddiydi.

Siyahlı adamlardan birisi bir adım öne çıkıp "Size katılmaya geldik." dedi.

En zor zaman gelmişti şimdi onların kimin tarafında olduklarını anlamaları gerekiyordu ve bunun için erkek onların düşüncelerine girdi. İlk siyahlı adamın düşüncelerindeki boşluğu ve kaybolmuşluğu hissetti ve bu duygu ona çok tanıdık geliyordu. İkinci siyahlı adamın düşüncelerinde sorgulamayı hisetti, sanki bunca yıl ne yaptığını anlamaya çalışıyordu sanki ilk kez soru soruyor gibiydi. Üçüncü siyahlı adamın düşüncelerinde sorgulamayı gördü ancak garip bir şey vardı. Düşüncelerinin bir bölümüne ulaşamıyordu sanki bir kapı vardı ve o kapıyı geçemiyordu. Bu sebeple biraz daha araştırmaya karar verdi. Sistem tarafından esir alınmışlığı gördü orada, sisteme olan nefret de gördü ama eksik olan bir şey vardı. Sanki özgürlük hissi eksikti. Biraz daha araştırdıktan sonra duyguların hep aynı olduğunu farketti. Duygularda hiçbir değişim olmuyordu ve bu normal bir durum değildi. Kafasını çevirip kıza baktı ve başını iki yana salladı.

Bunun üzerine kız "Onu yakalayın" diye bağırdı ve 3 kişi yanlarına gelip önce siyahlı adamın ellerini bağladı ve ardından onu uzaklaştırdılar. Erkek onlar giderken soğukkanlılıkla başını öne doğru eğmişti bu onun işini bitirin demenin bir diğer yoluydu aslında. Kalan siyahlı adamları yanlarına alıp kalabalığın yanına döndüler. İlgilenmeleri gereken daha çok kişi vardı ve zaman her geçen an azalıyordu.
Share:

Social Share

Etiketler

Blog Arşivi

Recent Posts

Sample Text

Düşlerimin mezarlığına hoş geldiniz. Giderken küçük bir unutma beni çiçeği bırakırsanız güzel bir hatıra bırakırsınız.