Aşkın mezarı 2 kitap, 5. bölüm

Siyahlı kız ipe tırmanmayı bitirdikten sonra birkaç el silah sesi duydu. Silah sesleri gelmeye başladığı anda büyüğün daha hızlı hareket ettiğini fark etmişti, büyük ihtimalle çatışmaya katılmak istiyordu. Kendisi ise onun aksine daha normal bir hızla yükseliyordu. Ateş seslerinin iki farklı taraftan gelmesi ise patlamadan sağ çıkanların olduğunu gösteriyordu. İpe tırmanmaya devam ederken derin bir nefes aldı ve zihnini boşaltmaya çabaladı. Başarıp başaramadığından emin olabilmek için tekrar ve tekrar denedi.

Büyüğün yukarı çıkması kolay olmuştu ancak ipin zeminle buluştuğu yere geldiklerinde kız kendini yukarıya çekemiyordu. Nasıl yapacağını bilmiyordu demek ki bu işler için yeteri kadar güçlü değildi. Tam orada asılı kaldığını düşündüğü sırada bir elin ona doğru uzandığını fark etti. Eli tuttuğu anda kendini yukarıda yerde uzanmış bir şekilde buldu.

Etrafa hızlı bir şekilde baktığı zaman ilk dikkatini çeken şey havadaki toz bulutuydu. İkinci olarak da etrafa saçılmış durumda olan siyahlı adam parçalarıydı. Onlarla kanının aynı renkte olması ve o kanın her yere saçılmış olması ne kadar da ironikti. Şimdi bunları bırakıp biraz daha etrafı incelemeliydi. İleride 3 kişi sayabildi ve onlar hala ateş etmeye devam ediyorlardı. Parçalara ayrılanların kaç kişi olduklarını sayamayacağına göre en az 3 kişi olduğunu düşündü.

Şimdi onun gösteri zamanı gelmişti. Büyük bir gösteri yapmak istiyordu. Bir an içinde siyahlı adamların hepsini ortadan kaldırıp onu kurtarmayı planlamıştı. Ona "senin için geldim" demeyi çok fazla istiyordu. Bu isteğin sebebini bilmiyordu aslında ama ona tekrardan ulaşmaktan başka bir amacı yoktu. Başka türlü aşka asla ulaşamazdı.

Şapkalı adamın söylediklerini düşündü bir süre boyunca. Önce gözlerini kapatacaktı ve sonra nefesini tutacaktı. Zihnini boşaltıp tüm düşünceleri uzaklaştıracaktı kendinden. Gözlerini açtığında havada asılı duran kurşunların çok ağır bir şekilde hareket ettiğini gördü. Demek ki ateş etmeye başlamışlardı. Onlar ateş etmeye başladıkları zaman eğilen siyahlı kızın saçları hala hareketinin etkisiyle oluşan rüzgarda sallanıyordu. Onların yere doğru yolculuk yapmalarına biraz daha vardı.

Büyük ise ateş etmeye devam ediyordu. Silahından peşi sıra çıkan kurşunları seyretti bir andan daha az bir süre boyunca. Daha sonra kurşunların alt bölümünün silahtan fırlamasını ve yere doğru düşmelerini seyretti. Şimdi onun zamanıydı ve ayağa kalkıp koşmaya başladı. Kurşunların arasından geçerken ki toplamda 7 tane kurşun saymıştı, kaç tane siyahlı adam olduğunu anlamaya çabaladı. Sayabildiği kadarı ile toplamda 5 kişi vardı. Her birinin yanına yaklaştığı zaman silahının ucunu alnına dayıyor ve parmağı ile tetiğe basıyordu.

Tetiğe bastığı andan hemen sonra ise silahın ucundan çıkan kurşunun yaavş yolculuğu başlıyordu. Üçüncü siyahlı adama geldiği zaman geriye dönüp baktığında ilk kurşunun ilk siyahlı adamın kafasının içine yeni girdiğini görebiliyordu. Dördüncü siyalı adamın yanına geldiğinde ise kurşunun geldiği yerden bir miktar kan fışkırmaya başlamıştı. Beşinci siyah adamın yanına gidip ateş ettikten sonra geriye dönüp baktığında havaya doğru yayılan kırmızı bir bulut gördü ve umursamaz bir şekilde omuzlarını silkti.

Üç tane odanın olduğunu söylemişlerdi. Sıra ile onlara gitmesi gerekiyordu. Tekrardan koşmaya başladı ve ilk odaya girdi. Odaya girdiği zaman bir adam garip bir makineye bağladığı başka bir adamın yanında duruyordu. Makineye bağlı olan adamın yüzünde ve elbiselerinde kan vardı. Ayakta duranın sorgulayıcılardan birisi olduğunu anlamıştı. Silahını ona doğru kaldırdı ve tetiğe birkaç kere bastı.

Acaba o adam orada ne yapmıştı diye düşünürken fazla zamanının kalmadığını düşündü ve diğer odaya geçti. Bu sefer odada başka bir adam başka bir makineye bağlanmıştı ve bağlanan adamın parmakların 3 tanesi yanındaki masasının üzerinde duruyordu. Kana bulanmış bir bıçak ise adamın hemen yanında duran sorgulayıcının elinde duruyordu. Bu görüntüyü gördüğü anda silahını kaldırdı ve ateş etmeye başladı. Bu sefer kafasını hedef almamıştı. Her bacağına bir kurşun gönderdi ve ardından her koluna bir tane. Daha sonra ise bir tane karnına ve iki tane ciğerlerine. Onun yavaş ölmesini istiyordu ve öyle olacaktı. En son kurşun ise yine kafasını hedef almıştı.

Geriye son bir oda kaldığına göre onu o odada bulacaktı. Bu yüzden hızlı bir şekilde o odaya girdi ancak odaya girdiği zaman içeride kimsenin olmadığını gördü. Etrafta kan izi de bulunuyordu. Sorgulayıcı da yoktu. Bir an için tüm olasılıkları düşünmeye başladı ve o düşünmeye başladığı anda zaman normale döndü.

"Neler oldu burada" içeriye girdikleri yerde bir ses duymuştu. Sesin sahibi şapkalı adam olmalıydı. O an kimin konuştuğunu anlaması oldukça güçtü. Umurunda da değildi, ona ne olmuştu.

"Onların hepsi benimdi, neden oyuncaklarımı benden aldınız."

Konuşan büyük olmalıydı ama emin olamıyordu. Konuşmasını bitirdiği zaman arka taraftan gelen ayak sesleri duydu. Koşuyor olmalıydılar ve onlar yanına gelene kadar yüzünü onlara doğru çevirmeyi zoraki başarabildi.

"O yok!"

"Burada olmalıydı"

"Hiç mi getirmediler acaba, başka bir yerde mi yoksa?"

"Hayır burada olması gerekli onun. Aldığımız tüm bilgiler bunu doğruluyor."

"O zaman neden burada yok?"

"Bilmiyorum ama öğreneceğiz. Şimdi geriye dönelim. Araştırma işi siyahlı kızda. Büyük sen biraz dinlen ve bizde geriye dönelim."

Şapkalı adam konuşmayı bitirdiği zaman ayrıldılar ve geriye kız ile şapkalı adam kaldı. Onlarda geldikleri yoldan geri döndüler. İzleri kalmaması için yukarıya doğru attıkları okları çektiler. Yürümeye başladıkları sırada alevlerin konusu her yeri kaplamaya başladı ve tüm boşluklara duman doldu. Demek ki büyük sonunda bir yerleri yakmayı başarmıştı.
Share:
Yorum Gönder

Social Share

Etiketler

Blog Arşivi

Recent Posts

Sample Text

Düşlerimin mezarlığına hoş geldiniz. Giderken küçük bir unutma beni çiçeği bırakırsanız güzel bir hatıra bırakırsınız.