Aşkın mezarı 2. kitap 41. bölüm

"Gerçek senin görmediğin ve düşünmediğin şeyler aslında. Merak etme sende gerçeği bulacaksın yakında." dedi kız hafif bir tebessümle ve hep beraber ilerlediler.

Biraz ilerledikten sonra önceki kadar büyük olmayan bir kapıyla karşılaştılar. Onlara katılan siyahlı adam "Kapı şifreli. Şifreyi size söylememem gerekiyor ama nedense söylemem gerektiğini biliyorum. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum ben."

"Aslında ne yapman gerektiğini biliyorsun" dedi erkek. "Sadece yıllarca bastırdığın, duymadığın içindeki sesi dinle. O ses sana doğruyu söyleyecektir."

"İçimdeki ses size yardımcı olmam gerekiyor. Şuradaki panele şifreyi gireceksiniz. İki tane şifre isteyecek sizden ilki 1453 ve ikincisi ise 1299. İki şifreyi de girdikten sonra kapı açılacak."

"Teşekkür ederiz yardımcı olduğun için." Kapıya kadar ilerlediler. Kapının yan tarafındaki panele ilk şifreyi erkek girdi ve ikincisini ise kız. Daha sonra hafif bir mekanik ses yankılandı. "Şimdi kapıyı açabilirsiniz."

Erkek bir an bile düşünmeden kapıyı iterek açtı. Daha sonra önce kız ve sonra diğerleri onu takip etti. Oldukça büyük bir odadaydılar. Odanın tam ortasında camdan bir bölümün içinde beyaz ay duruyordu. Beyaz ayın etrafı bir sıvı ile çevrilmişti. Gözleri kapalıydı ve vucudundan kablolarla zemine bağlanmıştı. Beyaz saçları suyun içinde dalgalanıyordu sanki. Bembeyaz teni ile bir yıldız gibi parlıyordu.

"En az siyah ay kadar güzel." dedi kız içinden geçen düşünceleri tutmaya gayret edemeyerek.

"En az senin kadar güzel. Onu sonsuza kadar seyredebilirim sanki."

O an için ikisi konuşmuş olsa da herkes beyaz ayın güzelliği karşısında şaşırıp kalmıştı. Hepsi onun gerçek olamayacağını düşünüyordu. Erkek bu düşüncenin farkında olup "Evet, o gerçek." dedi kısık bir sesle. "Şimdi onu dışarıya çıkartmalıyız."

"İleride bir makine var onunla dışarıya çıkartabilirsiniz."

"Şimdi uyuyor değil mi o?"

"Evet, öyle olmalı."

Kız ve erkek makineye doğru ilerledi. Bir kaç uzun adım sonra makinenin yanındaydılar. Makinenin üzerinde bir sürü düğme vardı. Ancak iki tane düğme diğerlerinden farklı duruyordu. Birisi kırmızı, diğeri ise maviydi.

"Hangi düğmeye basacağız."

"Bilmiyorum onu. Bana hiç anlatılmadı sanki sizin buraya gelmeniz olasılık dışı gibi."

"Ancak buradayız. İçimden geçen mavi düğmeye basmamız yönünde ama emin olamıyorum."

"Mavi düğmeye basarsak sanki hiçbir şey değişmeyecekmiş gibi. Kırmızı düğme ise çok farklı duruyor. Baksana bir sürü mavi düğme var ama kırmızı düğme sadece bir tane."

"O zaman kırmızı düğmeye basmalıyız. Senin yanıldığını hiç görmedim şimdiye kadar."

"Ben sadece şunu biliyorum. Oradaki düğmelerden birisi onu uyandırırken diğeri onu farklı bir biçimde uyandırıyor. Delirmiş gibi sanki."

"İki seçeneğimiz var ve birini seçmek zorundayız. Bizce kırmızı düğme. Yani kırmızı düğme olması gerekiyor. Beyaz ayın delirmesini hiç istemeyiz."

Erkek ve kız aynı anda ellerini kaldırıp düğmenin üzerine getirdi. Daha sonra hafifçe düğmeye bastılar. İlk bir an hiçbir şey olmadı ama bir an daha geçtikten sonra beyaz ayın içinde bulunduğu yerdeki su azalmaya başladı. Birkaç an sonra su tamamen gittiği zaman cam kabın kapısı açıldı ve beyaz ay gözlerini açtı. O gözlerini açtığı zaman gördükleri şey bembeyaz gözleriydi ve herkes şaşırmış bir şekilde onun güzelliğini seyrederken buldu kendini.

"Hoşgeldiniz. Sizin geleceğinizi biliyordum." dedi beyaz ay sesi dalgasız bir deniz kadar sakindi.
Share:
Yorum Gönder

Social Share

Etiketler

Blog Arşivi

Recent Posts

Sample Text

Düşlerimin mezarlığına hoş geldiniz. Giderken küçük bir unutma beni çiçeği bırakırsanız güzel bir hatıra bırakırsınız.