Aşkın mezarı 3. kitap 18. bölüm Distopya Romanı

Erkek ve kız hızlı adımlarla başkanın yanına doğru yürüdüler. Yeni gelenlerle birlikte orası iyice kalabalık olmuştu ve yeni gelenlerin bir çoğu onları gördükleri zaman teşekkür ediyordu. Bu onların daha iyi hissetmelerini sağlamıştı ancak onlarla ilgilenmediler ve yürümeye devam ettiler. Elbette başkanın odasına gitmeleri bu sebepten daha uzun sürmüştü.

Başkanın odasına girdikleri zaman başkan her zaman oturduğu yerde oturuyordu. Odadaki tek fark başkanın gülümsemesiydi.

"Hoşgeldiniz. Bu sınavı geçtiğiniz için sizinle gurur duyuyorum.

"Teşekkür ederiz başkan size sorularımız var."

"Elbette vardır ancak ben elimden geldiği kadar anlatayım size. Bu sınav şapkalı adamın hazırladığı bir sınavdı. O ölmeseydi de bu sınavı yapacaktı gerçeği söylemem gerekirse benim haberim bile yoktu sınavdan. Şapkalı öldükten sonra çocuk koşarak odama geldi benim. Siz odadan yeni çıkmıştınız ve bana sınavı anlattı tüm detaylarıyla. Bende şapkalı bunu istediyse yapılması gerektiğini söyledim."

"Buraya kadar kabul ediyoruz sorun yok ancak neden mevsimler sürekli değişiyordu?"

"Şapkalı bu sınavı kurgularken aşkı anlatmak istemiş. Yaz ve kış olarak iki mevsim var. Bunlardan yaz aşkın yakıcı yanını anlatırken kış ayrılığın dondurucu yanını anlatmış. Aşk böyledir aslında onun yanındayken yanarsın ama onsuz geçirdiğin her an donduğunu hissedersin."

"Şapkalıdan beklenebilecek bir gönderme olmuş. Peki, benim önceki hayatımda beslediğim o köpeği nereden biliyordu şapkalı?"

"Bunu bilmiyorum açıkçası ama şapkalının sizi çok uzun zamandır takip ettiğini bilmeniz gerekir. Büyük ihtimalle o köpeği de orada görmüştür."

"Beni benim ilerledikçe ona dair olan şeyleri unutmam?"

"O da aslında sınavın en zor bölümüydü. Sonda kıza dair hiçbir şeyi hatırlamıyordun ama devam ettin neden?"

"Devam etmezsem eksik kalacağımı biliyordum."

"Aynı aşkta olduğu gibi, aynı şapkalının başına gelen gibi. Size bir hikaye anlatayım. Şapkalı onu öldüren kızla tanıştıktan ve aşık olduktan sonra bildiğiniz gibi sistem onları ayırdı daha sonra şapkalının hafızasındaki o bölümü sildi sadece izler kaldı geriye. Daha sonra şapkalı hafızasında silinen o bölümü tamamlamaya çalıştı. Çabaladıkça hatırlamaya başladı ve sonunda bize ulaştı. Şapkalı o zamanlar sistemin üst düzey yöneticiydi ve bizimle tanıştıktan sonra bizimle kalmaya karar verdi. Bu noktadan sonra zaten sizin hayatınıza girdi o. Kendi başına gelen başkalarının başına gelmesin diye. Sanırım sınavın kurgusunun nedenlerini anlamışsınızdır."

"Çok iyi anladık." dedi kız. "Yaz ve kış vardı çünkü şapkalı onun yanında yandığını hissediyordu ama ondan ayrılınca donduğunu hissediyordu."

"Ben onu unuttum çünkü şapkalının hafızasını sildiler ve o yaşadıklarını bize de yaşatmak istedi."

"Kesinlikle öyle. Kendi aşk yolculuğunu size de yaşatmak istedi aslında. Bu sayede sizin kararlılığınızı ölçebilecekti."

"Şapkalının bunları yaşadığını bilmiyorduk. Bize hiç anlatmadı ki neler yaşadığını."

"Şapkalı böyledir genellikle, fazla konuşmaz o. Anlatmayı sevmez. Bu yüzden sizin kendinizin öğrenmesini istedi hep. Şimdiye kadar yaşadıklarınız hep onun bu isteğiyle alakalıdır."

"Sanırım tüm sorularımızı cevapladın bizim. Sadece bir sorum kaldı benim, ona ulaşamasaydım ne olacaktı?"

"O zaman sistem kazanmış olacaktı ve bizim başka bir şansımız kalmayacaktı."

"Sistemin kazanmasına izin vermeyiz merak etme."

"Bunu biliyorum zaten. Şapkalı o sınavı kurgulamamış olsaydı öyle bir şeyle karşılaşmazsınız çünkü ben size inanıyorum."

"Peki bundan sonra ne olacak?"

"Biraz dinlenin önce. Sonra yeni bir dedikoduya göre bir deli varmış ve ilginç bilgiler biliyormuş. Onu bulmanızı isteyeceğiz ve bildiklerini öğrenmenizi. Deli şehirde yaşıyor ve onun hayatta kaldığını tahmin ediyoruz. Bizim bilmediğimiz bir şeyi biliyor olması mümkün onun. Büyük ihtimalle sistem bile bilmiyordur onun bildiklerini tabi bu sisteminde onun peşinde olduğunu gösterir. Onu sistemden önce bulmalı ve ne bildiğini öğrenmelisiniz."

"Ne zaman yola çıkıyoruz?"

"En kısa zamanda ama önce biraz dinlenin."

Erkek ve kız başkanın yanından ayrılıp odalarına geçtiler. Biraz dinlenmek ikisine de iyi gelirdi, belki de o an daha fazla ihtiyaç duydukları şey diğeriyle yanyana olmaktı. Diğerinin elini tutup, gözlerinin içine bakmak istiyorlardı sadece.
Share:

Aşkın mezarı 3. kitap 17. bölüm - distopya romanı

Erkek ve kız karşılarında çocuğu gördükleri zaman şaşırmışlardı. Hatta öyle ki bir süre boyunca birbirine baktılar. Onlar ne olup bittiğini anlamaya çalışırken konuşan çocuk olmuştu.

"Tekrardan tebrik ederim sizi. Neler olduğuna gelirken ki büyük ihtimalle bunu düşünüyorsunuz. Şapkalı'nın sizin için son bir sınavı vardı. Sizin beklenen insanlar olduğunuzdan emin olmak istiyordu. Aslında bu sınavı kendisi yapacaktı ama o öldü ve bu sınavı ben yaptım. Hatta onu bir kere daha hatırlamanız için sınavın içine onu da yerleştirdim."

"Nasıl yani, yaşadığımız her şey bir sınav mıydı?"

"Evet öyleydi. Ben rüyalara şekil verebiliyorum. Böyle olunca bu görev bana kaldı. Aslında anlamalıydınız belki, mevsimler sürekli olarak değişiyordu mesela. Neyse şapkalı adam söylediğim gibi bu sınavı sizin için kurgulamıştı. Bu yüzden ikinizin de kararlılığı test etti. Eğer içinizden birisi vazgeçseydi o zaman başarısız olacaktınız. Mesela sen ona ulaşmak için ısrar etmeseydin veya sen onun geleceğini bildiğin halde beklemeyip çıkıp gitseydin başarısız olurdunuz."

"Hala anlamıyorum."

"Şu anda bu oldukça normal. Aslında fazlasıyla normal, kısa bir süre sonra alışacaksınız. Böyle bir sınav yaptığım için bana kızıyor olabilirsiniz hatta benden nefret ediyor bile olabilirsiniz. Belki beni şuracıkta öldürmek istiyorda olabilirsiniz. Ancak bu sınavı yapmasaydık sizden emin olamazdık ve sizden emin olamazsak herşey boşa çıkardı."

"Şapkalı bu işin neresinde."

"Aslında biliyorsunuz o herşeyi organize ediyordu.  Hatta bu sınav için çok uzun bir süre boyunca düşündüğünü biliyorum. Ölmeden önce beni yanına çağırdı ve sınavı bana anlattı sanki öleceğini biliyormuş gibi sanki ölmek istiyormuş gibi. Böyle olunca bende sınavı ufak değişikliklerle yaptım."

"Başka sınav olacak mı?"

"Bundan sonra başka sınav olmayacak. Artık sistemi yok etmenin zamanı yaklaşıyor. Tabi neden size sınavdan bahsemediğimi merak ediyor olabilirsiniz. Size sınavdan bahsetsetdim bu sınav olmazdı."

"Şimdi ne olacak peki?"

"Bundan sonra sistemin gerçeklik üzerinde oynadığı oyunları bozacağız. Nasıl yapılacağını bilmiyorum ama bunu yapabileceğini düşünüyoruz. Bir saniye bunu benim değil başkanın söylemesi lazım size. Ağzımdan laf mı almaya çalışıyorsunuz?"

Erkek ve kız tekrardan birbirinin gözlerinin içine baktı. İkiside oldukça yorulmuştu ve bundan sonra neler olacağını merak ediyordu. Ancak ikisi de konuşmadılar. Hepsi şapkalının garip oyunuydu sanki, o zaten herşeyi farklı bir biçimde yapmayı severdi. Şapkalı adamı düşünmek ikisinde de onu özlediklerini fark etmelerini sağlamıştı. Böyle oluncada konuşmak anlamsız geliyordu onlara.

"Her şey yolunda olduğuna göre benim gitmem gerekiyor. Ağzımdan bir şey kaçırmadan hemen gitmeliyim. Aslında fazla bir şey bildiğim yok ama size yanlış bilgi vermek istemem. Şapkalı sizi odasında bekliyor. Hoşçakalın." Çocuk konuştuktan sonra hızlı adımlarla odadan ayrıldı. Soracak onlarca soruları vardı ama hiçbirisini soramadılar.

"Senden vazgeçmemi beklediler sanırım ama bunu asla yapamayacağımı bilmiyorlardı."

"Ben biliyordum ama, geleceğini çok iyi biliyordum."

"Bu yüzden bende geldim zaten. Sanırım şüphelerimizin olup olmadığını öğrenmek istediler."

"Ancak bizim hiç şüphemiz yok. Belki diğer herşeye şüphemiz var ama birbirimize hayır."

"İşte bu yüzden sistemi biz yeneceğiz."

"Hadi gel başkanın yanına gidelim. Söyleyeceklerini çok merak ediyorum."
Share:

Aşkın mezarı 3. Kitap 16. Bölüm distopya romanı

Erkek ne kadar uyuduğunu bilmiyordu. Huzurlu bir rüyanın içindeydi ama uyandığı zaman hiçbirini hatırlamayacaktı. O köpeğe sarılıp uyurken etraflarınad ne olup bittiğini umursamadı çok fazla. Bunun yerine dinlenmeye çabaladı. Gece birkaç kere gözlerini açsada etrafında değişen hiçbir şeyin olmadığını gördü ve köpeğin durumundan emin olup tekrar uyudu.

En son gözlerini açtığı zaman ilk gördüğü renk beyazdı. Etrafındaki herşey beyazdı ve nerede olduğunu anladı. Hala oraya nasıl geldiğini bilmiyordu. Bildiği tek şey uyuduğu zaman mevsimlerin değiştiğiydi ve buna alışması gerekiyordu. Sistem her ne yaptıysa tüm bunların sebebi o olmalıydı. Yoksa içinde bulunduğu durumun mantıklı bir açıklaması yoktu.

Ayağa kaltı ve ileriye doğru yürümeye başladı Bir süre boyunca hiçbir şeyle karşılaşmadan yürüdüler ve biraz dinlenmek için durdular. Tekrar yürümeye başladıklarında her şey aynı kalmaya devam ediyordu. Biraz daha ve biraz daha yürüdükten sonra uzun zamandır ilk kez farklı bir şey gördü. Karşılarında buzdan bir bina vardı.

Binanın kapısı kapalıydı, yüksekliği ise yaklaşık 20 kişi boyundaydı. Oraya girmeleri gerekiyordu kızı bulmak için. Ancak bunu nasıl yapabileceklerini bilmiyordu. Bu sebepten dolayı etrafı incelemeye karar verdi. Buzdan binanın mutlaka bir girişi olmalıydı.

Binanın etrafında dönmeye başladılar. Ancak bina yüksek olduğu kadar genişti ve bu yüzden etrafında dönmek zaman alıyordu. Biraz yürüdükten sonra bir yükseltinin üstüne çıktı ve oradan binaya doğru baktı. Binanın üstü tamamen kapalıydı. Buzdan bir kutu gibi duruyordu ve içeriye sadece bir giriş vardı.

Biraz daha yürüdükten sonra köpek havlamaya başladı ve onun yanından hızla uzaklaştı. Buzdan binaya doğru uzaklaşan köpeği gördüğü zaman onu takip etmeye başladı. Köpek buzdan binanın duvarının orada durdu. Erkeğin köpeği yakalamsı biraz zor olmuştu ancak onun yanına geldiği zaman orada küçük bir kapı gördü ve kapıyı açıp binanın içine girdi.

Binanın içine girdiği zaman yüksek taş duvarlarla çevrilen bir yerdeydi ve yukarıya baktığı zaman gökyüzünü görüyordu. Hava açıktı ve bulutları görebiliyordu oradan. O an düşündüğü şey oraya nasıl geldiğiydi. Az önce buzulların içindeydi ve bir anda kendini burada bulmuştu.

Etrafı biraz daha incelediği zaman duvarların arasında büyük bir yeşilliğin olduğunu gördü ve yeşilliğin ortasında başka bir bina vardı. Bu sefer bina normal bir evi andırıyordu. Sadece biraz daha büyüktü. Ayrıca binanın hemen yanında yukarıya doğru uzanan bir kule vardı.

Binaya doğru yaklaşırken yanında köpeğin olmadığını gördü ve bu onun yalnız hissetmesine sebep oldu. Sanki tek yoldaşı onu terk etmişti ve içinde bir boşluk olduğunu hissetti o anda.

Duvarların ortasındaki binaya doğru ilerlemeye başladı. Yürürken bir diğer taraftan mevsimlerin ve mekanların nasıl değiştiğini düşünüyordu. O an aklındaki en önemli soru oraya nasıl geldiğiydi. Sahi nasıl olmuştu da orada bulmuştu kendini.

İlerlerken kimi zaman neden orada olduğunu sorguladı. Bu esnada sürekli olarak onu kurtarmak için diye tekrar etti içinden. Ancak sanki ilerledikçe ona dair düşünceler azalıyordu ve bu durumdan memnun değildi. Ortadaki binanın oraya yaklaştığı zaman ona dair hatıralarının sayısı azalmıştı. Onun neye benzediğini veya nasıl göründüğünü hatırlamıyordu. Sanki sadece içindeki boşluğu takip ediyordu.

Binanın yanına geldiğinde kapıyı açarak içeriye girdi. Neden orada olduğunu daha sık sormaya başlamıştı. Sanki her geçen an hafızasındakiler azalıyordu. Binanın içine girdiği zaman kendini tekrardan çölde buldu.

Neden orada olduğu daha fazla sorgulama başlamıştı artık. Binaya girdikten sonra diğer bölüme geçti ve merdivenlerden yukarıya doğru çıkmaya başladı. Ne kadar çıktığını bilmiyordu veya daha ne kadar çıkması gerektiğini. Sadece o merdivenlerden yukarıya doğru çıktı nedenleri hatırlamıyordu ama içindeki bir duygu aradığı şeyin orada olduğu söylüyordu.

Bir süre daha merdivene çıkmaya devam etti. Durmak ve dinlenmek istemiyordu. Sadece içinde giderek daha büyük bir hale gelen boşluğu gidermek istiyordu.

Artık kaç kat çıktığının farkında değildi. Ona göre tüm hayatı boyunca bu merdivende geçmişti. Ancak o durmadı ve devam etti.

En sonunda başka bir merdiven olmadığını gördüğü zaman hafifçe gülümsedi. Neden gülümsediğini bilmiyordu aynı neden orada olduğu bilmediği gibi.

İçerideki odaya girdiği zaman orada kızı gördü ve bir anda unuttuğu herşeyi hatırladı. Kıza sıkıca sarıldı ve birbilerinin gözlerinin içine baktılar. Oraya onun için gelmişti.

Gözlerini açtığında yatağında hafifçe doğruldu ve yanındaki kızı gördü.

Küçük bir çocuk odadaki koltukta oturuyordu ve gülümseyerek "Tebrik ederim. Son sınavı başarıyla geçtiniz" dedi. Erkek ve kız ise birbirine şaşkın bir şekilde bakıyordu.
Share:

Aşkın mezarı 3. Kitap 15. Bölüm distopya romanı

Erkek ne kadar uyuduğunu bilmiyordu. Aslında fazla uyumak istememişti o. Köpeği sıcak tutabilmek için ona sıkıca sarılmıştı ve sırtını donmuş ağaca yaslamıştı. Hiç rüya görmedi yine. Neden rüya görmediğini bilmiyordu. Sadece onu rüyasında da olsa bir kez daha görmek istiyordu. Ancak onu nasıl görebileceğini bilmiyordu.

Erkek gözlerini açtığında ilk gördüğü şey kumlardı. Demek ki yine çöldeydi. Aynı yerdeydi, etrafındaki herşey aynıydı. İkinci gördüğü şey ise güneşin yükselmekte olduğuydu. Üçüncü olarak ise köpeğin iyileşmiş olduğunu gördü. Bunlar nasıl olabilirdi ki? Bir anda çöldeyken sonra kendini buzullarda buluyordu ve sonra tekrardan çölde uyanıyordu. Belki uyandığı zaman mekan veya mevsim değişiyordu. Uyumaması mı gerekiyordu acaba, bilmiyordu.

Köpeğini yanına alıp yürümeye devam etti. İlerledikçe havanın sıcaklığı artıyordu. Güneş tepeye ulaştığı zaman yürümek onun için daha zordu. Matarasına aldığı suyun birazını içti ve biraz köpeğe verdi. Hepsini içmek istemişti ama dikkatli davranmak zorundaydı. Yoksa su biterdi ve bu yolculuğunun da bitmesi anlamına geliyordu.

Bir diğer fark ettiği şey elbiselerinin eski haline döndüğüydü. Yaptığı yolculuğun gerçekliğinden şüphe etti bir süre boyunca. Ancak hissettikleri gerçekti sadece yaşadıkları aynı gerçeklikte değildi sanki. Belki de gerçeklik bozulmuştu, belki sistem bu hale getirmişti herşeyi.

Cevaplarının olmaması ilerlemesi için bir engel değildi. Yürümeye devam etti köpekle beraber. Onlar ilerledikçe hiçbir şey değişmiyordu sadece yerin şekilleri farklılaşıyordu ama ona göre aynı tepeyi defalarca kez geçmişti. Bu tekrarların bir anlamı olmalıydı veya o kafayı yemeye başlamıştı. Her yeri aynı görmesinin sebeplerinden birisi bu olabilirdi.

Biraz daha ilerledikten sonra hava kararmaya yaklaşmıştı. Köpeği yanına aldı ve kısa bir ağacın altına oturdular. Hava serinlemeye başlamışken biraz dinlenmek iyi gelirdi onlara. Ağacın dallarından birkaç tane yaprak kopardı ve köpekle birlikte o yaprakları yemeye başladı.

Bu esnada bir zamanlar beyaz bir elbise giyen birisini gördüler. Daha doğrusu onu fark etmeleri köpeğin havlamaları sayesinde olmuştu. Adamın yanına doğru yürüdükleri zaman onu bir yerden tanıdığını fark etti ama nereden tanıdığını hatırlamıyordu.

Adamın yanına vardıkları zaman yırtılmış beyaz bir elbise giydiğini gördü onun. Siyah geniş bir şapka takıyordu ki o şapkayı da tanıyordu ama nereden tanıdığını hatırlamıyordu.

"Sen nereye gidiyorsun." diye sordu adam. Ancak beyaz elbiseli adam cevap vermedi.

"Sana sesleniyorum lütfen cevap ver bana."

"Lütfen yardımına ihtiyacım var!"

Beyazlı adam bir an durup adama doğru baktı ve gülümsedi ancak hiçbir şey söylemedi ve yürümeye devam etti.  Köpek ile birlite adamı takip ediyorlardı.

Bu esnada o adamın kim olduğunu ve bu ıssız çölde ne aradığını düşündü. Belki de o da benim gibi bir arayıştadır diye düşündü. "Hey sen eğer sende benim gibi arıyorsan onu beraber bulabiliriz."

Beyazlı adam tekrar durdu ve geriye doğru baktı artık gülümsemiyordu. "Sen bulabilirsin ama benim için çok geç. Ben ölümü bekliyorum."

"Neden ölümü bekliyorsun?"

"Ona ulaşmak için."

Ne diyeceğini bilemedi bir süre boyunca. Daha sonra aklına bir fikir geldi "Ölmeni istemiyorum ama bu senin kararın. Bana yardımcı ol, ona nasıl ulaşabilirim."

"Bu soruyu soruyorsan devam etme sen. Anlamamışsın demektir. Şu anda yürüdüğün her yol ona ulaşır. Attığın her adımda onu görmelisin, onu hissetmelisin. Eğer bunu yapamıyorsan dön geriye!"

Şimdi anlıyorum ben kaybolduğumu düşündüğüm için ona ulaşamıyorum. Eğer onun bir adım uzağımda olduğunu düşünürsem ona ulaşabilrim. Neden veya nasıl olduğunu anlayamıyorum ama demek istediğini anlıyorum. Biz biraz dinleneceğiz eğer ona ulaşacaksam dinlenmem gerekiyor. Sana iyi yolculuklar, umarım aradığın şeye gittiğin yerde ulaşabilirsin."

Beyazlı adam uzaklaşırken erkek köpeğe sarılıp sırtını küçük bir ağaca yasladı. Kızı bulacaksa dinlenmesi gerekiyordu. Dinlenmezse eğer ona hiçbir zaman ulaşamayabilirdi.


Share:

Aşkın mezarı 3. Kitap 14. Bölüm distopya romanı

Erkeğin ne kadar uyuduğundan haberi yoktu. Askında fazla uyumak istememişti yola devam edebilmek için ancak işler planladığı gibi gitmemişti. Çok yorgun olduğu için bu kadar derin bir uykuya dalmış olabilirdi veya yediği yapraklar onun uykusunu getirmiş olabilirdi. Bunların hiçbirinin onun için bir anlamı yoktu ve uyumaya devam etti.

Gözlerini açtığında kendini bembeyaz bir yerde buldu. İlk hissettiği şey havanın soğuydu. İkincisi etrafını kaplayan beyazlıktı ki bunun kar olduğunu bir süre sonra anlamıştı. İşin garip tarafı ise etrafını kaplayanın kar değilde buz olduğunu anlamasıydı.

Buraya nasıl gelmişti o? En son kavurucu bir çölde ilerliyordu ve gece olmuştu. Ağacın altında uykuya daldığını hatırlıyordu. Sonra ne olmuştu da buraya gelmişti bilmiyordu. O an için bildiği tek şey soğuktu ve sadece soğuğu hissediyordu. Bir başka şaşırtıcı olan şey ise elbiselerinin değişmiş olmasıydı. Üstünde kalın bir mont vardı.

Ayağa kalkıp etrafını incelediği zaman etrafın değişmediğini fark etti. Aynı küçük ağaç oradaydı. Su içtiği yerde oradaydı sadece su donmuştu. Etrafındaki şekillerde oradaydı. Sadece her yer buzla kaplanmıştı. O zaman devam etmesi gerekiyordu.

İlerlemeye devam etti buzların arasında. Hareket etmezse donacağını çok iyi biliyordu. Bu esnada ise oraya nasıl geldiğini düşünüyordu durmaksızın. Ne yaparsa yapsın üşümesine engel olamıyordu aynı zamanda. Yanına almış olduğu sudan içiyordu ufak ufak. Su büyük oranda donmuş olduğu için büyük yudumlar içemiyordu zaten.

Biraz daha ilerledikten sonra yorulduğunu hissetmeye başladı. Biraz dinlenmesigerekiyordu ama o an için bu isteği onun en büyük düşmanıydı. Durduğu zaman donacağını çok iyi biliyordu.

Bu yüzden yürümeye devam etti. Onsuzluk böyle olmalı diye düşündü.

Biraz daha ilerlediği zaman bir köpek gördü. O köpeği uzun zamandır tanıyor gibiydi sanki. Köpek onu gördüğü zaman kuyruğunu sallamaya başlamıştı bu köpeğinde onu tanıdığının bir işaretiydi. Peki o köpeği nereden tanıyordu?

Köpeğe doğru biraz daha yaklaştıktan sonra onu nereden tanıdığını hatırlamıştı. Çok uzun zaman önce şehrin içinde görmüştü onu. Her gördüğü zaman severdi ve ilgilenirdi onunla aynı köpeğin yanına gittiği zaman yaptığı gibi. Çok üşümüş olmalıydı köpek ve onu severek ısıtmaya çalıştı. Aslında bu ikisine de iyi gelmişti. Erkek uzun zamandır yalnız olduğu yolculuğunda bir arkadaş edinmişti ve bu iyi hissettiriyordu.

Yürümeye devam ettiğinde bu sefer köpek de ona eşlik ediyordu. Biraz daha ilerledikten sonra yolculuğunun daha keyifli olduğunu fark etti erkek. Yalnızlık gerçekten de buzlarla kaplı bir çöle benziyor diye düşündü daha sonra.

Biraz daha ilerledikten sonra köpek havlamaya başlamıştı. Neden havlıyor olabilirdi ki? Belki de bir tehlike sezmişti ve onu uyarmaya çalışıyordu. Biraz daha ilerledikten sonra köpek ileriye doğru koşmaya başladı ve erkek onu takip etti.

Biraz ilerledikten sonra beyaz bir ayıyla karşılaştılar. Köpek hiç düşünmeden kendisinden onlarca kez daha büyük olan ayıya saldırdı. Sonucu belli olan bir savaştı bu ancak köpek yalnız değildi. Köpek ayıyla olan savaşındayken erkek silahını çıkarıp ateş etmeye başlamıştı.

Bu esnada ayı köpeğe zarar vermeye başlamıştı bile. Beyaz buzulların üzeri köpeğin kanıyla kaplanıyordu ve kurşunun delip geçtiği aynın bedeninden akan kan ona eşlik ediyordu.

Erkek ilk şarjörü bitirdiği zaman köpek artık hareket etmiyordu ve ayı ona doğru yönelmişti. Bu esnada erkek şarjörü değiştirdi ve ateş etmeye devam etti. Bir süre sonra ayı yere düştü. Ancak erkek onunla ilgilenmedi bile. Köpeğin yanına gittiği zaman onun durumunun ağır olduğunu fark etti. Yaraları oldukça derindi ama köpek hala gülümsüyordu. Onun yanına eğildi ve başını okşamaya başladı. Bu esnada montundan parçalar kopartarak köpeğin kanayan yaralarını bağladı. O köpeğe bir şey olmasına izin veremezdi.

Bir süre sonra köpeğin durumu daha iyi gibi gelmişti ona ve köpeğe sarılıp biraz uyumaya karar verdi. Bu sayede köpeği sıcak tutabilirdi hem de kendisi ısınabilirdi. Zaten gece olmuştu ve gece orası çok daha soğuk olacaktı. Sabah uyandığı zaman yolculuk etmek çok daha mantıklıydı.


Share:

Aşkın mezarı 3. Kitap 13. Bölüm distopya romanı

Erkek gözlerini açtığı zaman ilk gördüğü şey etrafını kaplayan altın sarısı kumlardı. İkinci gördüğü şey ise etrafında hiçbir şeyin olmamasıydı. Üçüncü olarak tam tepede olan güneşi görmüştü ve dördüncü olarak havanın sıcaklığını fark etmişti. Hava gerçekten çok sıcaktı.

Bir anlık şaşkınlığı üzerinden attıktan sonra neler olduğunu hatırlamaya başladı. Bir çöldeydi. Uzun zamandır bu çölde ilerliyordu ve bu ilerleme onu gerçekten çok yormustu. Ne doğru düzgün yemek yiyebiliyor ne de su içebiliyordu. Ancak devam etmesi gerekiyordu.

Neden devam etmesi gerektiğini hatırlaması biraz daha sürmüştü. Devam etmesi gerekiyordu çünkü sistem kızı kaçırmıştı ve onu sadece erkek kurtarabilirdi. Çölün diğer tarafına götürmüşler onu ve oraya gitmesi uzun zaman alacaktı. İkisini ayirabilmek için yapmıştı bunu. Aşkın koruyucularından sadece ikisi kalmıştı. Hepsi sistemle yapılan savaşta öldürülmüştü ve sistemi yenmek için tek şans onlardı artık.

Bu esnada erkek yerde üstüne uzandığı kumları üzerinden kalktı. Acaba neden yerde yatıyordu? Ne olmuştu ki ona? Sorularının cevaplarını hatırlaması daha uzun sürmüştü. En son hatırladığı şey çölde ilerlediğiydi. Daha sonra dengesini kaybettiğini hatırladı. Onun için oldukça zor olsa da devam etmeye çalışmıştı. Sonrasını hatırlamıyordu.

En garip tarafı ise hatıralarını parça parça gelmesiydi. Büyük ihtimalle fazla su içmediği için bayılmıştı. Çok su kaybetmesi de bayılmasının sebeplerinden birisi olabilirdi. Neden bayıldığı önemli değildi aslında önemli olan kalkıp devam edebilmesiydi ve topallayarak da olsa yürümeye devam etti.

Devam etmek zordu. Ucunda ona ulaşmak olmasaydı o an bırakabilir ve kendini kumlara atabilirdi ancak bu düşünce her ne kadar sıcak gelse de o yürümeye devam etti. Biraz daha ilerledi ve biraz daha.

Güneş batmaya yaklaşıyordu ve bu gecenin yaklaştığını gösteriyordu aslında. Gece daha serin olurdu ve gece ilerlemek çok daha hızlı olurdu bu nedenle. Ancak gece tehlikeliydi onun için. Gece olduğu zaman karşısına neyin çıkacağını bilemezdi ve bu büyük bir tehlikeydi. Güneş gitmeye biraz daha yaklaştığı zaman kumlara oturdu. Biraz dinlenmesi gerekiyordu belki biraz uyuması.

Uyuması fazla uzun sürmemişti. Hiçbir rüya gördüğünü hatırlamıyordu aslında sadece tekrar gözlerini açtığı zaman yüzünde ufak bir gülümseme vardı ve kendisi bile bu duruma şaşırdı. Biraz daha ilerledi ve biraz daha. Gece yürümek daha kolay olurdu hava biraz serinlemişti.

Biraz daha ilerlediği zaman hava tamamen kararmıştı ve gökyüzündeki yıldızları görebiliyordu. Beyaz ve kırmızı ayın ışığı yıldızlarla birlikte etrafını aydınlatıyordu. Biraz daha ileride bir ağaç gördüğü zannetti. Belki gerçek olmayan bir görüntü görüyordu ki bulunduğu şartları düşündüğü zaman bu oldukça normaldi. Ağacın yanına yaklaştığı sırada onun gerçek olduğunu düşündü. Çöldeki bir ağacın büyümek için suya ihtiyacı vardı demek ki orada su da bulabilirdi.

Ağacın yanına vardığında onun tahmin ettiğinden daha küçük olduğunu fark etti. Ağacın hemen yanında küçük bir su birikintisi vardı. Büyüklüğü birkaç adımı geçmiyordu ama o an bunu hiç umursamadı. Suyun temiz veya kirli olduğunu da hiç umursamadı ve içebileceği kadar su içmeye başladı. Avuçlarının arasına aldığı suyu içiyor ve sonra tekrardan avuçlarını suyla dolduruyordu. Bu şekilde devam ettikten sonra durdu ve matarasını souyla dolurmaya başladı. Acıkmıştı ve ağacın yapraklarını koparıp yemeye başladı. Yaprakların zehirli olup olmadığı umurunda değildi o anda. Bol miktarda yaprağı yedikten sonra sırtını ağaca yasladı. Bedenine bir rehavet çökmüştü. Uyku zamanı yaklaştığında böyle olurdu genelde. O ise etrafındaki tehlikeleri düşünmiyordu ve kendini rüya diyarında buldu.


Share:

Social Share

Etiketler

Blog Arşivi

Recent Posts

Sample Text

Düşlerimin mezarlığına hoş geldiniz. Giderken küçük bir unutma beni çiçeği bırakırsanız güzel bir hatıra bırakırsınız.